Gastronomi
Hvar'ın Kırmızısı Londra'yı Eğdi
Plavac Mali bu yaz Decanter'ın en büyük sahnesine çıktı. Hırvatistan'ın adaya sıkışmış yerli üzümü — ve bize Anadolu adına düşündürdükleri.

Haziran ortasında Londra'dan gelen haber kısa, ama ağırdı: Decanter Dünya Şarap Ödülleri 2026'da Best in Show kupasını kaldıran şişelerden biri Hvar adasından bir Plavac Mali'ydi. Elli yılı aşkın tarihiyle dünyanın en büyük kör tadım yarışması, 58 ülkeden neredeyse 17.000 şarabı 245 uzmanın önünden geçirdikten sonra bu sonuca ulaşmıştı. Adanın kaya taraçalarında güneşi emen koyu kabuklu bu üzüm — bir şekilde, tüm o Burgonyalar, Barololar ve Riojalar arasından sıyrılmıştı.
Plavac Mali'yi tanıyanlar şaşırmadı. Adriyatik'e sarkan taraçalarda yetişir, taşın tuzu ve rüzgarın ısısı üzümün kabuğuna işler. Şarap genellikle koyu, tanenli, belirgin bir deniz tuzu minerali taşır; yanlış ellerde ezici, doğru ellerde olağanüstü çıkar. Sorun hiçbir zaman üzüm değildi — üzümü anlatan hikayenin dünyaya ulaşmamasıydı. Bu Best in Show ödülü, o hikayenin artık susturulamayacağını gösteriyor.
Hırvatistan bu sonuçla rekor kırdı: beş Platinum, 34 Altın madalya ve tarihinin ikinci Best in Show'u. Ama benim için asıl çarpıcı olan üzüm adı. Plavac Mali, Zinfandel ile aynı soydan geliyor — DNA analizi bunu 2001'de kanıtladı. Aynı ailenin iki üyesi: biri California'da milyonlarca dolarlık bir endüstri kurdu, diğeri Adriyatik kıyısındaki kayalık bahçelerde onlarca yıl büyük sahnelerin dışında kaldı. Şimdi o kayalık bahçe öne çıkıyor.
Bu noktada kalemimi bırakıp bir dakika Anadolu'yu düşünmemek elde değil. Öküzgözü, Narince, Papazkarası, Boğazkere — bu üzümlerin hiçbirinin Decanter'da Best in Show kazandığı bir haberi henüz okumadık. Ama neden? Terroir var: Kapadokya'nın volkanik tüfü, Urla'nın kayrak taşı, Trakya'nın kil katmanları. Iklim var: gece-gündüz fark eden bir sertlik, Güneydoğu'nun güncel ısısı. Üzüm var: dünyanın hiçbir yerinde yetişmeyen, kendi içinde benzersiz bir soy.
Eksik olan Hırvatistan'ın bu yıl kapattığı şey: sistematik bir anlatı. Hvar'daki üreticiler yıllardır aynı tekniği, aynı bağın aynı sıralarını, aynı hasadı sürdürdü. Sürekliliğin verdiği derinlik, körlerin önündeki bardakta okundu. Türk şarap üreticilerinin büyük bölümünde hâlâ bu süreklilik yok; her yıl yeni etiket, yeni konsept, yeni blend. Toprağın hafızasını biriktirecek zamana kimse sabretmiyor.
Vinkara ve Corvus gibi isimler bu sabrı gösteriyor — Narince ve Öküzgözü'yle yıllardır çalışıyorlar, aynı parsele dönüp duruyorlar. Urla Winery kendi bölgesinin taşını anlamaya başladı. Arcadia'nın doğal şarap deneyleri, en azından kimliğin peşinde koşuyor. Ama bu isimler hâlâ istisnalar. Hırvatistan'ın bu ödülü kazanması, bu istisnaların ne zaman kural hâline gelebileceğini sormamı sağladı.
Plavac Mali'nin Best in Show haberini okuyunca aklıma 2001'de Zagreb Üniversitesi'nde yapılan o DNA analizi geldi. Sonuç netti: Zinfandel ve Primitivo, Plavac Mali'nin torunlarıydı. Yani Hırvatistan, California'nın kilit üzümünün anasını yetiştiriyor — ve bunu elli yıl boyunca kimse bilmiyordu. Tarihin bu sessiz ironisi Londra'daki bardakta çözüldü. Umarım biz de kendi üzümlerimizin hikayesini bulmak için o kadar uzun beklememiz gerekmez.
Ödülleri takip etmenin bir anlamı varsa bu: kimin kendi toprağında nerede durduğunu görmek. Hırvatistan bu yaz oturduğu yerde çok net duruyordu. Biz neredeyiz?