Gayrimenkul
Tasarımcının Evi Bitmez
Sabine Marcelis'in Rotterdam loft'u ne bir vitrin ne bir müze: kâğıt fabrikasından dönüştürülmüş bu 500 metrekare, on yıldır süren bir deneydir — ve bitiş tarihi yok.

Coolhaven'ın Schie kıyısındaki o bina, önce kâğıt fabrikasıydı, sonra banka. Şimdi dördüncü katından birini Sabine Marcelis ve mimar ortağı Paul Cournet paylaşıyor — ama 'paylaşmak' yeterli bir fiil değil. Daha doğrusu: bu 500 metrekare, onların ellerinde sürekli yeniden yazılan bir taslak.
Sabine Marcelis adını önce nesnelerle duyurduk. Reçine levhalar, renk geçişleri, ışığı katman katman tutan hacimler. Onun tasarımları bir nesneyi değil, nesnenin ışıkla kurduğu ilişkiyi konuşturuyor. Rotterdam loft'unda ise bu dil mekâna taşınmış — ve beklenmedik bir dürüstlükle. Burada hiçbir şey 'bitmiş' görünmüyor, çünkü Marcelis'in tarifine göre ev bitmeye çalışmıyor.
Uyku alanının yanına oyulmuş turuncu niş, başlı başına bir karardır. İçinde kendi tasarladığı köşeli, basamaklı reçine küvet oturuyor; niş cam bölmesiz, açık — çünkü Marcelis gizlemeyi seçmemiş. Birkaç kat perde, aynı büyük hacmi sinema köşesine, yatakhaneye, yemek odasına dönüştürebiliyor. Perdeler çekildiğinde hepsi tek bir akışa geri dönüyor. 'Evimiz, nasıl yaşamak istediğimizin gerçek bir metaforu' diyor. Bu cümle, kendi evi üzerine üretilen onlarca editoryal söyleme meydan okuyor.
Üç metrelik lava lambası — yine kendi tasarımı — akşam ışığını yutan değil, onu dönüştüren bir nesne olarak duruyor. Marcelis'in buradaki tutumu en çok ilgilendiren nokta şu: eşyaları imzalamak için değil, onlarla birlikte yaşamayı denemek için yapıyor. Arkadaşlarına ısmarladığı mobilyalar, Cournet ile birlikte geliştirdikleri parçalar, kolektif bir birikim gibi katmanlı. Showroom evi değil bu; aksine, showroom evinin antitezi.
Malzemenin Hafızası
Mimari olarak meselenin özü şurada: endüstriyel bir kabuk, Marcelis ve Cournet'nin elinde ne steril bir lofta ne de 'sanayi şıklığı' egzersizine dönüşmüş. Yüksek tavanlar, nehir manzarası, ham yüzeyler — bunların üzerine fazlasıyla süslü bir anlatı kurulabilirdi. Kurulmamış. Bunun yerine malzemenin hafızasına saygı var; binanın geçmişi iç mekâna bir kostüm olarak değil, bir zemin olarak girmiş.
Düşündüren nokta şu: Marcelis bir tasarımcı olarak 'ev' kavramını nesne üretimiyle aynı mercekten okuyor. Nasıl ki her reçine blok ışık değiştikçe farklı görünüyorsa, ev de zamanla, yaşamla, yeniden düzenlemelerle değişiyor. 'Forever evolving' diyor; kelime İngilizce ama his Türkçeye tam oturuyor: sürekli devinen.
İstanbul'da her gün onlarca 'tasarımcı evi' ilanıyla karşılaşıyorum. Hepsinin ortak özelliği: fotoğrafı çekildikten sonra içine girilmeyecek gibi duruyor. Marcelis'in Coolhaven loft'u tam tersine — fotoğrafta göründüğünden çok daha iyi, çünkü yaşandığı belli. Masanın üzerindeki kitap açık bırakılmış. Perdeler biraz çarpık çurpuk asılı. Bu dağınıklık bir zaaf değil, evin nefes aldığının kanıtı.