SevantheModa, kültür ve iyi yaşam
DerlemelerBülten

Güzellik

Nobelden Bitkiye: Büyüme Faktörünün Altmış Yılı

EGF'nin keşfinden bu yana altmış yıl geçti; bugün aynı molekül bir Camelina sativa tohumunda üretiliyor ve klinik veride retinolü geride bırakıyor.

· Güzellik Editörü · · 5 dk okuma
Laboratuvar masasında büyüme faktörü içeren cam şişe ve Camelina sativa tohumları

1962'nin sonbaharında Stanley Cohen, Vanderbilt Üniversitesi'nin bir laboratuvarında fare tükürük bezi özütünü yenidoğan farelerin gözlerine uyguladı. Gözler olağandışı hızda açıldı; kapak derisinin pul pul dökülmesini sağlayan erken bir olgunlaşma görüldü. Cohen bu etkiyi başlangıçta bir yan ürün olarak aldı; asıl peşinde olduğu sinir büyüme faktörüydü. Ama o 'yan ürün' sonunda 1986 Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülü'nü getirdi. Adını da koydu: Epidermal Büyüme Faktörü — EGF.

Bu hafta kozmetik kimya sektörünün gündeminde kısa ama önemli bir veri çıktı: Biyoteknoloji şirketi Core Biogenesis, Peauvita (EGF) ve Peauforia (FGF-2) adlı iki rekombinant büyüme faktörünü içeren karışımın, 60 katılımcılı bağımsız klinik denemede retinol ile kafa kafaya kıyaslandığında 30. günde kırışık derinliğini yüzde 25,5 ve kırışık uzunluğunu yüzde 27,2 oranında azalttığını duyurdu. Retinolün aynı süredeki azalması sırasıyla yüzde 16,3 ve yüzde 22,2'de kaldı. Cilt pürüzsüzlüğünde iyileşme görülen katılımcı oranı da karşılaştırıldığında EGF/FGF karışımı 30 günde yüzde 77'ye ulaşırken retinol yüzde 59'da kaldı. Tek bir çalışma, tek bir şirketten — bağımsız replikasyon henüz yok. Ama bu veri, onlarca yıllık bir mirasın nereye evrileceğini göstermesi bakımından okunmaya değer.

Büyüme faktörlerinin cilt bakımına girişi, keşiften yaklaşık otuz yıl sonra gerçekleşti. 1990'ların sonunda Dr. Richard Fitzpatrick, fibroblast hücre kültürlerinin kollajen üretiminin yan ürünü olarak büyüme faktörleri saldığını fark etti. 1999'da SkinMedica markasını kurdu; 2001'de TNS Recovery Complex piyasaya çıktı ve dermatologların raflarında yerini aldı. İlk nesil ürünlerde kullanılan büyüme faktörleri insan fibroblast hücrelerinden elde ediliyordu — bu hem maliyeti hem de biyogüvenlik sorularını beraberinde getirdi. Sonraki on yılda üretim yöntemi çeşitlenerek bakteriyel fermantasyona, ardından transgenik mayaya ve son olarak rekombinant protein teknolojisine kaydı. Her geçişte sorun aynı kaldı: büyüme faktörleri hassas proteinler. Isıya, pH değişimine, formülasyondaki diğer bileşenlere karşı dayanıksızlar. Şişenin içinde aktif kalmaları, güçlü bir kapsülleme teknolojisi gerektiriyor.

Core Biogenesis'in çözümü bu noktada farklı bir yol izliyor. Şirket, 'moleküler tarım' adı verilen bir yöntemle EGF ve FGF-2 proteinlerini Camelina sativa — bir yağlı tohum bitkisi — tohumlarında üretiyor. Proteinler, doğal yağ damlacıklarına (oleosom) yapıştırılmış halde eksprese ediliyor; böylece hem doğal bir kapsülleme elde ediliyor hem de protein stabilitesi korunuyor. Tohumdan doğrudan cilt formülasyonuna gidebilen bir ham madde. Şirket bu yöntemi aynı zamanda bir sürdürülebilirlik argümanı olarak sunuyor: hayvansal kaynak yok, biyoreaktör yok, klasik rekombinant protein üretiminin gerektirdiği steril sıvı ortam yok.

Büyüme faktörlerinin cilt biyolojisindeki rolüne birkaç adım geri çekilip bakmak gerekiyor. EGF, cildin epidermal büyüme faktörü reseptörüne (EGFR) bağlanarak keratinosit çoğalmasını, hücre göçünü ve yara iyileşmesini tetikliyor. FGF-2 ise dermal fibroblastlarda kolajen ve elastin sentezini uyaran başlıca sinyallerden biri. Yaşlanmayla birlikte bu faktörlerin hem üretimi hem de reseptör hassasiyeti düşüyor — bu yüzden dışarıdan takviye fikri mekanik olarak mantıklı. İlginç olan, EGFR'nin yalnızca büyüme faktörlerine özgü bir hedef olmadığı; beta-glukanın da aynı reseptör üzerinden bariyer onarımını tetiklediğini gösteren çalışmalar bu sinyalizasyon yolunun ne denli meşgul bir kavşak olduğunu ortaya koyuyor. Sorun hep formülasyonda yatıyordu: molecular weight bakımından EGF görece büyük bir protein (53 amino asit, ~6 kDa), yani sağlam bir taşıyıcı sistemi olmadan sağlam bir stratum corneum'dan geçemez. Oleosom-füzyon yaklaşımının tam burada ne kadarlık bir penetrasyon sağladığı, bağımsız çalışmaların cevap vermesini beklediğim soru.

Retinol ile kıyaslama bir pazarlama kararı olduğu kadar bilimsel bir iddia da. Retinol dermatoloji literatürünün en iyi belgelenmiş topikal aktiflerinden biri; onlarca yıl, yüzlerce çalışma. Ona kafa tutmak cesur bir pozisyon — ve son yıllarda bu rekabete giren sadece büyüme faktörleri değil: döngüsel peptit yapılarının retinol karşılaştırmalı klinik verisi de aynı soruyu farklı bir mekanizma üzerinden yeniden açıyor. Core Biogenesis'in sunduğu çalışma bağımsız üçüncü taraf yapımı, 60 katılımcılı ve plasebo kontrollü — bu sektör standartlarına göre küçük değil, ama büyük de sayılmaz. Sınır şu: çalışmayı yayımlayan derginin ve metodoloji detaylarının kamuya açık hakemli bir makale formatında olup olmadığını henüz doğrulayamadım. Hammadde üreticilerinin 'klinik çalışma' olarak sunduğu verilerin çoğu in-house ya da yarı-bağımsız; bu farkı her seferinde sormak gerekiyor.

Büyüme faktörü pazarına baktığımızda tablonun giderek karmaşıklaştığını görüyoruz. Bir kutup var: SkinMedica gibi yirmi yılı aşkın klinik birikim sunan, insan fibroblast kaynaklı ürünler. Öte yanda rekombinant yöntemle üretilen, çok daha ucuz ve ölçeklenebilir yeni nesil bileşenler var — bunların içinde bazıları gerçek veri sunuyor, bazıları henüz yalnızca faz tanımlaması yapıyor. Core Biogenesis'in Peauvita/Peauforia ikilisi şimdilik ikinci gruptaki en ciddi iddiayı taşıyan adaylar arasında. Büyük markaların bu hammaddeyle formülasyon yapmaya başlayıp başlamadığı ise önümüzdeki on iki ayın sorusu.

Bu arada EGF'nin tarihi bize başka bir şeyi de öğretiyor: bir molekülü sahaya sürmek, onu doğru koşullarda teslim etmek demek değil. 1990'ların ikinci yarısında ilk nesil EGF serumları piyasaya çıktığında formülasyon bilgisi henüz yerli yerinde değildi. Protein denatürasyonu, reseptöre ulaşmadan gerçekleşen aktivasyon, pH uyumsuzluğu — bunlar 2000'lerin dermatologlarının gündemini doldurdu. Bugün kapsülleme teknolojisi çok daha gelişmiş; ama 'daha iyi kapsül' ile 'kanıtlanmış biyoyararlanım' aynı cümle değil.

Bir de etik bir köşe var: büyüme faktörleri, hücre çoğalmasını uyardıkları için bazı araştırmacılar uzun vadeli güvenlik profiline, özellikle onkolojik riski olan bireylerde teorik bir dikkat eşiğine dikkat çekiyor. Kanıt bazlı bir kontraendikasyon değil bu; ama 'fazlası zararlı mı' sorusu henüz kapanmış değil. SkinMedica ve Allergan bu sorularla yüzleşmiş ve sonraki ürünlerde konsantrasyonu formüle etmiş — yeni oyuncuların aynı sorularla yüzleşmesi beklenmeli.

Mira'nın bu konuya uzaktan bakışı şu: altmış yıllık bir bilimsel temeli olan, birden fazla mekanizmadan kolajen ve elastin sentezini destekleyen bir molekül ailesiyle uğraşıyoruz. Bunun retinol'e alternatif olarak oturması için daha fazla bağımsız çalışma gerekiyor — ama yön meşru. Bitkisel üretim yöntemi sürdürülebilirlik anlatısını güçlendirirken kalitenin tutarlılığını da sorgulatıyor; tohumdan tohhuma protein ekspresyonu ne kadar standartlaşıyor? Bu, hammadde tedarikçilerinin yanıtlaması gereken bir biyoreaktör tasarım sorusu.

Cohen 1986'da Nobel sahnesine çıktığında elinde tuttuğu şey bir fare tükürük bezi özütünün kimyasal profiliydi. 'Bu bir gün kremde satılacak' demedi; demesi gerekmiyordu. Bilim böyle ilerliyor: önce mekanizma, sonra araç, sonra ölçek, sonra erişim — ve her geçişte vaat biraz daha somutlaşıyor, biraz daha ucuzluyor. Bugün Camelina sativa tarlalarında büyüyen EGF bu silsilenin son durağı değil; ama gerçekten bir kırılma noktası mı, yoksa sadece bir sonraki heyecanlı slayt mı — bunu bağımsız veriler söyleyecek.

  • cilt-bilimi
  • buyume-faktorleri
  • longevity
  • formul-analizi

Bu yazı Cilt Bilimi ve Longevity dosyasının parçası.

Kaynaklar

  1. nobelprize.orgnobelprize.org
  2. cosmeticsandtoiletries.comcosmeticsandtoiletries.com
  3. gcimagazine.comgcimagazine.com
  4. ncbi.nlm.nih.govncbi.nlm.nih.gov