Moda
Mulier'in Alaïa Vedası: Bir Sergilemenin İçine Saklanmış Teşekkür
Beş yıl sonra kapıyı kaparken Pieter Mulier, koleksiyonunu değil atölyesini sahneye taşıdı. AW26 şovu, modada işi yapanların nasıl anılması gerektiğini gösterdi.

Paris Moda Haftası'nın son gününde, Fondation Cartier'nin zemin katı ikiye bölünmüştü. Bir yarısında pist, öte yarısında yerden tavana uzanan bir ekran: Alaïa atölyesinin her çalışanı, fotoğrafçı Keizo Kitajima'nın objektifinden bakıyor, yüzlerine bakan herkese meydan okurcasına. Konukların koltuğa oturur oturmaz kavraması gereken şey buydu — pist bu gecenin yarısıydı yalnızca.
Pieter Mulier, Alaïa'daki beş yıllık görevinin son koleksiyonunu AW26 sezonu için hazırladı. Davet, deri bir bilmece şeklinde geldi: kutu açıldığında içinden çıkan, metal çıtçıtlı bir deri korse parçaları — kendi elleriyle birleştirmen için talimatlarla. Üstüne Mulier'in notu: Swan song… only love. Davet değil, bir vasiyet gibiydi.
Rafine Eden, Yeniden İcat Etmeyen
Pist, Mulier'in Alaïa döneminin özet tablosuydu: belden sıkılan kıl kuyruklu paltolar, vücudu yapısal ama nefes veren biçimde ören tank elbiseler, geniş örgü beller takım eteklerle buluşuyor. Koleksiyonun tonu Azzedine Alaïa'nın mirasına sırtını dönmüyor; aksine, onun vücuda duyduğu saygıyı 2026'nın malzeme bilgisiyle yeniden kılıyor. 'Alaïa rafine edildi, yeniden icat edilmedi' başlıklarıyla çıktı basın; doğru teşhis.
Mulier önceki sezonlarda parlak renk ve devasa hacimlere kaçmıştı. Bu kez yön tersi: fitted, kontrolü elden bırakmayan çizgiler, hiçbir şeyin rastlantı olmadığını beden diliyle konuşan giysiler. Veda koleksiyonlarının çoğu tasarımcıyı 'en iyisini çıkar' baskısına sürükler; Mulier'de bu baskı neredeyse görünmüyor. Rahat mı değil mi bilinmez — ama sakin.
Mulier'in en büyük cüretini koleksiyonda değil, onun çevresinde kurduğu anlam düzeninde görmek gerekiyor.
Adı Yazılmayan Eller
Kitajima'nın atölye portrelerini sahneye taşımak küçük bir jest değildi. Moda endüstrisinde bir koleksiyonun kaç eliyle yapıldığı nadiren görünür olur; yaratıcı direktörün adı basılır, atölye geri planda kalır. Mulier bu seferlik dengeyi tersine çevirdi. Podyumun yarısında giysiler, öte yarısında giysinin içindeki emek. Yüzlere bakarken bazı konukların duraksadığını gözlemleyenler var aralarında.
Bu bağlamda koleksiyona tekrar bakınca ayrıntılar konuşmaya başlıyor: dikişlerin neden görünür ya da gizli seçildiği, kumaşların neden tam bu oranla kesildiği. Mulier, Azzedine Alaïa'nın imzasının mantar dikişlerde ve deri kesimlerde saklı olduğuna inanan biriydi. Son koleksiyonu, bu inancın kanıtı.
Müthişin Peşine Düşmeyen Bir Kapanış
Salondan Raf Simons, Matthieu Blazy, Anna Wintour ayağa kalktı, bu fazla duyuldu. Daha az duyulan şey: şovun duygusal zirvesini yaratan şeyin podyumdaki son giysi olmadığıydı. İçinden çıkan bodice parçalarını koltuğunda sessizce birleştiren konukların o anıydı. Elli saniyelik mekanik bir iş, ama ellerin yaptığı bir şey. Mulier'in mesajı buydu sanırım: yaratmanın ağırlığı ellerdedir.
Temmuz başında Versace'de masasına oturdu. Medusa başı bekliyor önünde. Alaïa'da neyi seçtiğini bilen biri için bunun ne anlama geldiğini merak etmek, haksız bir soru değil.