SevantheModa, kültür ve iyi yaşam
DerlemelerBülten

Moda

Terzinin Şiiri

Bir ceketin iç yapısında saklı el işçiliği, modanın en eski dilidir. Bugün bu dili konuşabilenler, güzelliğin ölçüsünü yeniden çiziyor.

· Moda Direktörü · · 2 dk okuma
Loş bir atölyede, usta bir terzinin elleri koyu renk bir ceketin iç astarını dikiyor; iğne ve iplik detayda.

Bir ceketin omuz hattına baktığınızda aslında bir heykeltıraşın eserine tanıklık edersiniz. Kumaş, bedenin topografyasına göre şekillenir; her dikiş, yer çekimiyle yapılmış ince bir pazarlığın sonucudur. Modanın en eski dilidir bu; etiket aramaz, vitrinde bağırmaz, kendini astarın içine gizler. Ne yazık ki bugün, logoların ve anlık trendlerin gürültüsü arasında bu dili okuyabilen göz giderek azalıyor.

Zanaatın Kayıp Alfabesi

Haute couture’un atölyesinde bir elbise yüzlerce saatlik el işçiliğiyle hayat bulur. Paris’teki bir masada, ipek tülün üzerine işlenen minik çiçekler bir botanikçinin sabrını ister. Bugün ise o sabrın yerini hızlı üretim ve anlık tüketim aldı. Moda, kumaşın dilini okumaktan vazgeçti; onu yalnızca bir metaya indirgedi. Oysa lüks, bir dikişin içindeki düşüncede, kumaşın taşıdığı geçmişte yaşar.

Bir ceketin iç yüzeyindeki el dikişleri, tıpkı bir müzisyenin notaları gibi, ancak eğitimli gözlerin okuyabileceği bir şiir yazar.

Defne Aksel

Türk terziliği bu şiirin en güçlü dizelerinden bazılarını yazdı. İstanbul’un arka sokaklarında, dededen toruna geçen atölyelerde, kumaşla kurulan o derin bağı hâlâ görebilirsiniz. Bir ustanın elinde İngiliz kumaşı Fransız kesimiyle buluşur, İtalyan ipeği Anadolu nakışıyla süslenir. Küresel moda endüstrisinin unuttuğu bir bağdır bu; çünkü burada terzi yalnızca bir uygulayıcı değil, aynı zamanda bir düşünürdür.

Logosuz Markaların Dersi

Phoebe Philo dönemi Céline’i düşünün. O koleksiyonlarda logo yoktu, bağıran renkler yoktu. Yalnızca kusursuz bir kesim, bedeni saran bir kumaş ve kadının duruşuna saygı duyan bir silüet vardı. Gösterişten vazgeçen bu tavır, dönemin en kararlı moda duruşlarından biri oldu. The Row bu geleneği sürdürüyor; her parça zamandan bağımsız bir varoluş sergiliyor. Lemaire ise gündeliğin şiirini yazıyor; bol kesimli bir pantolonun içinde kendiniz olma özgürlüğünü buluyorsunuz.

Bu markalar, modanın bir borsa enstrümanına dönüştüğü çağda zanaata olan inancı taşıyor. Hermès Birkin’in spekülatif bir nesneye indirgenmesi güzelliği gölgede bırakıyor. Oysa bir çantanın değeri, onu taşıyanın statüsünde değil; derisinin dokusunda, dikişlerinin düzgünlüğünde, işçiliğin görünmeyen ayrıntılarında yatar.

Bir parçanın değerini fiyat etiketi değil, astarındaki el dikişi belli eder. Moda bir statü işaretine indirgendiğinde, kaybedilen tam da bu ayrıntı oluyor.

Defne Aksel

Hızlı tüketim kültürü yalnızca kaynakları değil, kültürel bağı da tüketiyor. Bir elbisenin hikâyesi, onu diken ellerin izini taşımadığında moda bir boşlukta süzülüyor. Oysa Toteme’in sade bir kazağında İskandinav zanaatının yüzyıllık geleneğini hissedersiniz. Loro Piana’nın kaşmirinde Moğolistan bozkırlarının rüzgârını duyarsınız. Modayı anlamlı kılan da işte bu bağdır.

Geleceğe Dikilen Dikişler

Belki de çıkış yolu geçmişin atölyelerinde saklı. Yeni nesil tasarımcılar zanaata dönerek modanın özünü yeniden buluyor. Onlar için bir dikiş, iki kumaşı birleştirmekten ibaret değil; bir düşünceyi bedene aktarmaktır. Modanın en arınmış ifadesidir bu. Ve bu ifade hiçbir logoya, hiçbir trend sözcüğüne ihtiyaç duymaz.

Bu inceliği görmeyi yeniden öğrenmek bize kalıyor. Bir ceketin iç yapısına bakmak, bir eteğin dökümünü elle yoklamak, bir gömleğin düğmesindeki ilik dikişini fark etmek. Çünkü bir giysinin asıl hikâyesi, üzerindeki logoda değil, onu diken elin bıraktığı izde yazılı.

  • zanaat
  • terzilik
  • sessiz lüks
  • el işçiliği
  • moda felsefesi