Sürdürülebilirlik
Yakma Yasak — Ama Kaçış Kapısı Hâlâ Açık: ESPR'nin Lükse Verdiği Gizli İstisna
19 Temmuz'da yürürlüğe giren imha yasağı bir devrim gibi sunuldu. Peki lüks evlerin onlarca yıldır sürdürdüğü stok yakma pratiği gerçekten bitti mi?

19 Temmuz 2026'dan itibaren, 250'den fazla çalışanı olan büyük şirketler AB pazarında sattıkları satılmayan tekstil ve ayakkabı ürünlerini artık yakamıyor, imha edemiyor. Ecodesign for Sustainable Products Regulation (ESPR) kapsamındaki bu yasak, lüks modanın onlarca yıldır sürdürdüğü bir pratiği doğrudan hedef alıyor: fazla stoku incineratöre göndermek. Burberry, LVMH bünyesindeki evler, Chanel — bu isimler, yıllar içinde milyonlarca euroluk ürünü 'marka değerini korumak' adına yaktıklarını kabul etti.
Avrupa Komisyonu'nun Şubat 2026'da yayımladığı Delegated Regulation ise yasağın sınırlarını çiziyor. Ve bu sınırlar içinde dikkat çekici bir boşluk var: ürünlerin fikri mülkiyet haklarını ihlal ettiği, sahte olduğu ya da bu hakları korumak için imhanın zorunlu olduğu durumlarda, şirketler hâlâ imha edebilir. Pratikte bu ne anlama geliyor?
Korsanla Mücadele mi, Şeffaflıktan Kaçış mı?
Bir Hermès çantasının ya da Chanel parfümünün orijinalini tahrip etmek yerine bağışlamak, teorik olarak mümkün. Ancak lüks evlerin tarihsel argümanı hep aynı oldu: bu ürünler el değiştirirse — charity shop'ta, indirimli kanalda, ikinci el platformunda bile — markanın halo etkisi zayıflar, taklit üreticilerle olan mücadele güçleşir. Bu gerekçeyle, kargonun yakılması bir 'iş kararı' değil, 'hukuki zorunluluk' olarak sunuldu.
ESPR'nin istisna maddesi tam da bu argümanı hukuki zemine oturtuyor. Fikri mülkiyet gerekçesiyle imha için, şirketlerin karar ve gerekçelerini beş yıl boyunca belgeleme zorunluluğu var. Şubat 2027'den itibaren ise yıllık raporlama başlıyor: kaç ürün, hangi gerekçeyle, ne miktarda imha edildi? Ama 'IP koruması gerektiriyor' diye beyan edilen imha miktarının gerçekten IP koruması amacıyla mı, yoksa fazla stoktan kurtulmak için mi kullanıldığını kim denetleyecek?
Kırılganlığın İçindeki Paradoks
Nadirlik, stoku yakmakla değil, üretimi kısmakla sağlanır. Birincisi bir marka tercihi; ikincisi gerçek bir taahhüt.
Lüks sektörünün bu istisnadan ne ölçüde yararlanacağını şu an tahmin etmek güç. Retail Gazette, yasağın yürürlüğe girmesinin hemen ardından lüks perakendecilerin 'stok sıkışıklığı' ile yüzleştiklerini bildirdi; ancak hangi markaların ne kadar stok yakma kapasitesine hâlâ sahip olduğuna dair kamuya açık veri yok. Bu opaklik, ESPR'nin en büyük zaafiyetinin tam da burada yattığını gösteriyor: şeffaflık zorunluluğu, yalnızca Şubat 2027'den itibaren geçerli. O tarihe kadar, imha verisi kamuya açık değil.
Burada soruyu tersine çevirmek gerek: lüks marka neden bu kadar fazla stok üretir? Talep tahminini kasıtlı olarak aşan üretim — ki bazı analistler bunu lüks sektörünün sistematik bir pratiği olarak tanımlıyor — tam da bu yasağın hedeflediği davranış. Ama yasak, üretim miktarını değil, imha yöntemini düzenliyor. Stok hâlâ fazla üretilebilir; sadece 'nereye gideceği' sorusu değişiyor. Bağış, yeniden satış, onarım ve refurbishment gibi alternatifler, şimdi zorunlu seçenekler haline geliyor. Bunların ne kadarının gerçekten döngüsel ekonomiye katkı sağladığı, ne kadarının ise imaj yönetimine dönüştüğü ise ayrı bir tartışma.
Ellen MacArthur Foundation'ın döngüsel ekonomi modeliyle bu tabloyu karşılaştırdığınızda fark kaçınılmaz: döngüsel tasarım, israfı son aşamada değil, ürünün tasarlandığı anda önler. ESPR, üretim aşamasına müdahale etmiyor — yalnızca son noktaya, imha sahnesine el atıyor. Bu, doğru yönde atılmış ama yetersiz bir adım. Lüks modanın gerçekten nadirlik iddiasını sürdürmek istiyorsa cevabı basit: daha az üret, ispatla.