SevantheModa, kültür ve iyi yaşam
DerlemelerBülten

Yat & Denizcilik

Motorun Satın Alamadığı Zaman: Bir Tenha Koyun Çağrısı

Yazın parlak vaatleri arasında, denizin yavaşlığını yelkenin gölgesinde aramak üzerine.

· Yat & Denizcilik Editörü · · 2 dk okuma
Bir Koyun Sessizliğinde: Motorun Satın Alamadığı Zaman

Haziran sonu. Güneş, Ege’nin çıplak tepelerini çoktan ısıttı. Marina girişlerinde kuyruklar uzuyor, havuzluklarda şampanya kadehleri parıldıyor. Yaz ışıltısı dedikleri bu: cilalı bordalar, paslanmaz çelik, fiber optik aydınlatmalar. Dergi sayfaları yazın en gözde rotalarını, en yeni mega-yatları sıralıyor. Oysa benim aklım bu gösterişin hemen ötesinde, rüzgârın suyla fısıldaştığı yerde.

Seyir Defterinden Kopuk Sayfalar

Geçen hafta, eski bir dostun teknesiyle Hisarönü’ndeydik. On iki metrelik, 1978 yapımı bir tirhandil. Motoru yalnızca liman manevralarında çalıştı; yelkenleri şişiren rüzgâr, zamanın ne kadar esneyebileceğini hatırlattı bize. Rotamız yoktu, varış saatimiz hiç yoktu. Yalnızca meltemin ritmi ve pupa yelken giden bir teknenin salınışı vardı. Tam o sırada karşı kıyıda demirlemiş seksen metrelik bir motoryatın güvertesinden köpük partisinin müziği rüzgârla taşındı. İki ayrı dünya: biri satın alınmış bir hızla koyları tüketiyor, diğeri zamanın içinde çözülüyordu.

Ege'de tenha bir koyda demirlemiş ahşap tirhandil, gün batımında suya yansıyan silüeti

Yazın bu iki yüzü var. Biri, tersanelerin basın bültenlerinde boy gösteren, hidrojen yakıt hücreli sürdürülebilir devler. Feadship’in Breakthrough’u, Lürssen’in Project Cosmos’u… Yüz metreyi aşan bu yüzen gayrimenkuller, yeşil sıfatını düşük yakıt tüketimiyle birleştiriyor. Teknik bir başarı, evet. Ama bir koya yedi knot hızla, metanol yakıt hücreleriyle de gelseniz, gövdenizin suya bıraktığı iz aynı; demir attığınızda doğaya yaydığınız yük, o küçük koyun taşıma kapasitesini aşıyor. Buna yavaşlık denir mi? Bence denmez. Yavaşlık bir hız birimi değil, bir niyet halidir.

Rüzgâr dürüsttür; onunla seyreden, denizle pazarlık yapmaz, uzlaşır.

Guletlerin Hayaleti

Biraz da Bodrum guletlerinden konuşalım. Bir zamanlar Bodrum’un eski tersanelerinde meşe omurgalar üzerine çam gövde kaplanır, her tekne ustasının el izini taşırdı. Şimdi o guletlerin çoğu ultra lüks kamaralar, jakuziler ve jeneratörlerle donatılıp haftalığı elli bin Euro’ya kiralanıyor. Zanaat mirası, endüstriyel bir turizm ürününe dönüştü. Oysa geçen ay Datça’da, beton iskeleden uzakta, bakımsız bir koyda eski bir gulet gördüm. Güvertesi atmış, arması eksik. Ama pruvası hâlâ rüzgârı arıyordu. Motorumuzu kapatıp yanından kürekle geçerken, Sadun Boro’nun Kısmet’le çıktığı yolculuğu düşündüm. Onun yavaşlığı bir tercih değil, bir varoluş biçimiydi. Boro okyanusları aşarken gösterişin değil, ufkun ve rüzgârın bilgisinin peşindeydi.

Bodrum tipi ahşap bir guletin pruvasından denize bakış, eski yelkenler ve aşınmış halatlar

Motoru Susturmanın Rotası

Bu yaz, en yeni model motoryatı kiralamak ya da en gözde plajda boy göstermek yerine küçük bir yelkenliyle, belki bir A sınıfı yelkenliyle, yalnızca rüzgârın sesini dinleyebileceğiniz bir koy bulmak da var. Motoru susturun. Rotayı gösteren ekranı kapatın. Denizin zamanına teslim olun. O zaman yazın asıl parıltısı görünür: suyun yüzeyinde titreşen güneş değil, halatların gıcırtısı ile dalgaların borda altında çarpışından başka ses kalmadığında duyduğunuz o tuhaf hafiflik. Moitessier’in dediği gibi, deniz ona teslim olanı ödüllendirir. Bu ödül, bir marina lounge’ında içilen şampanyadan çok daha sarhoş edicidir.

Demir attığınız koyda saat durur; o duruşun değerini ekrana bakmayı bırakan bilir.

REV Ocean, Project Tanzanite, Amels ALVA… Hepsi mühendislik harikası. Ama hiçbiri, bir çam ağacının gölgesinde, pupa yelken giden bir tirhandilin pruvasında duyduğunuz o tarifsiz hafifliği veremez. Yavaşlık satılık bir donanım değil; rüzgârı okumayı öğrenmiş olana kalan bir alışkanlık. Bu yaz o alışkanlığı geri kazanmak için yelkenin altına sığınmak, marinada görülmekten çok daha fazlasını verir.