SevantheModa, kültür ve iyi yaşam
DerlemelerBülten

Gastronomi

Etna Yanardağı'ndan Gelen Maden Suyu: Nerello Mascalese ve Volkanik Terroir'ın Sınırları

Sicilya'nın aktif volkanı üzerinde yetişen Nerello Mascalese, ince yapısıyla Burgundy karşılaştırmalarını hak ediyor mu, yoksa bu başlı başına bir kapan mı?

· Gastronomi & Şarap Editörü · · 5 dk okuma
Etna'nın bazalt topraklarında baş terbiyesiyle yetiştirilmiş yaşlı asma kütükleri

Etna'nın şarap dünyasında yarattığı heyecanı meşru bulmak istiyorum; ama önce bir bölge hikayesinin gerçekten bölgeden mi, yoksa marketing anlatısından mı beslendiğini anlamamız lazım. Son on yılda Etna, 'Güney'in yeni Burgundy'si' olarak sunuldu. Bu kıyaslama hem çekici hem de tehlikeli. Çekici çünkü volkanik toprak ve ince gövdeli Nerello Mascalese bu kanalı açıyor. Tehlikeli çünkü bir bölgeyi başka bir bölgenin yansıması olarak tanımlamak, o bölgenin kendi diline karşı haksızlık. Etna'nın kendi dilini bulmaya ihtiyacı var; Côte de Nuits'nin alt yazısı olmaya değil.

Bölgeyi anlamak için Etna'nın dört yanına, yani kuzey, güney, doğu ve batı eteklerine ayrı ayrı bakmak gerekiyor. Topografya dramatik biçimde değişir; kuzey etekleri (Etna Nord) güneye kıyasla daha serin ve nemlidir, asidite daha belirgindir, olgunlaşma daha yavaştır. Güney etekleri (Etna Sud) daha sıcak ve meyveli bir profil üretir. Bu fark, aynı üzüm ve aynı bölge DOC adı altında çok farklı karakterler çıkabileceğini gösterir. Şişede 'contrada' (bağ adası) bilgisi varsa, bölgeyi gerçekten tanımaya başlıyorsunuz demektir.

Nerello Mascalese incedir. Bunu söylerken Sicilya'nın güney bölgelerine alışmış bir damaktan bakıyorum: Nero d'Avola'nın koyu meyvesi, sıcak, bol, yuvarlak. Etna tam tersi. Seyrek kırmızı meyve, kuru ot, kendi başına duran bir asit yapısı ve küle benzeyen, bazalt tozunu hatırlatan mineral bir iz. Bazı şişelerde bunu çok açık hissedersiniz, bazılarında daha örtülü; ama hep orada. Nerello Mascalese'nin rengi de soluktur; şeffaf bir kiraz kırmızısı, ışığı geçirir gibi. İlk bakışta bu sizi yanıltabilir, gövdesiz ve karaktersiz sanabilirsiniz. Yanılırsınız.

Volkanik Toprak Gerçekten Tadı Etkiliyor mu?

Şarap dünyasında terroir tartışması bitmez. Sofra başında 'toprağı tadıyorum' derken bilimsel mi konuşuyoruz, yoksa kurgusal bir deneyimi ete kemiğe büründürüyor muyuz? Bu soru zor. Fakat bazı veriler var: volkanik bazalt toprak, yüksek magnezyum ve düşük fosfat içerir. Bu koşullar kök sistemini daha zorlu bir çalışmaya iter; daha seyrek ama daha konsantre besin alımı. Sonuç, şaraba yansıyan elektriki bir asit ve mineral gerginlik. Kimyasal olarak tamamen ispat edilebilir mi? Hayır. Ama tekrar edilen gözlem yeterli bir kanıt mıdır? Deneyimli tatıcıların çoğu evet der. Ben de bu çoğunlukla aynı fikirdeyim; ama bunun yeterince sorgulandığını da söylemeliyim.

Etna'daki bağ konturlarına bakıldığında bir başka faktör daha ortaya çıkıyor: yükseklik. Bağların bir kısmı beş yüz metrenin, bazıları sekiz yüz metrenin üzerinde. Bu, gece-gündüz sıcaklık farkını büyütür, olgunlaşmayı yavaşlatır, asidi korur. Sicilya'nın zorlu güneşi burada bir dengeleyiciyle karşılaşıyor; saat altıdan sonra inen serin rüzgar, asmanın soluklanmasına izin veriyor. Kapadokya'nın tüf topraklarında da benzer bir mekanizma işliyor aslında; yüksek rakım ve volkanik kaynak. Türk şarap meraklısı bu paralelliği bir kez durarak düşünse iyi eder.

Etna'yı Burgundy'ye benzetmek bir iltifat gibi görünür, ama aslında bölgenin kendi dilini öğrenmeyi ertelemektir. Nerello Mascalese başka hiçbir şeye benzememeli.

Mert Aydeniz

Etna'daki eski bağları düşündüğümde bir başka özellik öne çıkıyor: phylloxera. Adalarda filoksera salgını ana karadaki kadar hasar bırakmadı. Bu, Avrupa şarabında nadiren görülen bir miras: kendi kökleri üzerinde duran, aşılanmamış eski asmaların varlığı. Aşılanmamış asma farklı bir bağ profili üretir; kökler daha serbesttir, toprakla diyalog farklıdır. Bu faktörü ayrıştırmak son derece güç, ama bağın ne anlattığını belirleyen değişkenlerden biri olduğunu çoğu uzman kabul eder.

Hangi Etna Şarabını İçmeliyiz?

Kategoriyi seçerken şunu söyleyeyim: Etna Rosso içecekseniz Nerello Mascalese bazlı şaraplara bakın; ama etiket üzerindeki 'Etna DOC' ibaresi tek başına kalite garantisi değildir. Bölgenin popülerleşmesiyle birlikte yatırımcı kaynaklı şaraphane sayısı arttı. Çok sayıda Etna şarabı artık uluslararası şarap yazarlarının onayını almak için çok erken filtrelenmiş, yeni fıçı kokusuyla örtülmüş, bölgenin doğallığından uzaklaşmış ürünler olarak piyasaya çıkıyor. Volkanik terroir hikayesini anlatan bir etiketin arkasında, o toprağa saygılı bir yapımcının mı, yoksa bir marka inşa projesinin mi olduğunu ayırt etmek kritik.

Genel kural olarak: yaşlı kütük (alberello, yani baş terbiyesi) içeren bağlardan gelen, doğal ya da minimal müdahaleli fermantasyonla yapılan, büyük fıçıda (botte grande) ya da beton tankta olgunlaştırılan versiyonlar bölgenin asıl sesini taşıma ihtimali yüksek. Bu bilgi bazı doğal şarap odaklı ithalatçının listelerinden gelebilir; Sicilya bölümünde alberello vurgusu varsa doğru yoldasınız. Ayrıca üreticinin bağ yaşına dikkat edin: kırk yıl altı bağdan gelen şarap ile yüz yıllık kütüklerden gelen şarap arasında ciddi bir fark var.

Fiyatlandırma meselesini de açalım: Etna, uluslararası ilginin artmasıyla birlikte kayda değer bir değer artışı yaşadı. Beş yıl önce makul aralıklarda bulunan bazı bağ şarapları artık bu fiyatların iki katını istiyor. Piyasa baskısı gerçek ama şunu da söyleyelim: kaliteli alberello şarabı için ödenen bedel hâlâ Burgundy premier cru'larının çok altında. Bölgeyi erken keşfetmek her zaman avantajlı olmuştur; Etna için bu pencere yavaş yavaş kapanıyor.

Bir de şunu sormak isterim: Etna Bianco neden bu kadar az konuşuluyor? Carricante üzümünden yapılan, yüksek asitli, neredeyse salin bir beyaz şarap. Doğru üreticiden geldiğinde mineral, limon kabuğu, yeşil elma ve o tipik kül notu. Bence Etna'nın gerçek keşfi kırmızısı değil; beyazı. Bölgeye giden herkes kırmızıya yoğunlaştığı için beyaz hâlâ gerçek değerini bulmadı. Türkiye'deki şarap listelerine bakıldığında Etna Bianco neredeyse hiç yok; bu bir boşluk, aynı zamanda bir fırsat.

Etna'nın sofra arkadaşlığına da değinmeden geçemeyeceğim. Nerello Mascalese'nin asit yapısı ve ince tanik dokusu, sade grillede pişirilmiş mantar, kekik ve zeytinyağıyla tatlandırılmış kuzulu ya da hafif baharat yüküyle gelmiş dana yanağıyla mükemmel bir uyum kuruyor. Aşırı pişirilmiş, yoğun sos altında kaybolmuş bir et bu şarabı ezebilir; Nerello'nun zarafeti sadeliği ödüllendirir. İtalyan mutfağında aglio e olio üzerine bir tabak makarna bile, doğru Etna Rosso ile masada ayrı bir boyut kazanıyor. Türk sofrası için de geçerli bu kural: ızgara kuzu pirzola ya da yoğurt bazlı hafif bir mantar salatası, bu şarabın yanında neden var olduğunu açıklar.

Tablo önümde şöyle duruyor: Etna gerçek bir terroir bölgesi, ama aynı zamanda şarap dünyasının son dönemde en fazla şişirilmiş isimlerinden biri. Bu iki şey bir arada var olabilir; ama ikincisi birincinin önüne geçtiğinde kayıp kaçınılmaz. Bölgeyi saygıyla takip etmek gerekiyor; her yeni şişeyi hype'ın mı yoksa zeminin mi temsil ettiğini sorgulamak zorundayız. Volkanik toprak sabittir; fiyatlar, trendler ve spekülatörler değil. Etna'da sabreden kazanır; hem üretici hem de içen. Ve bu sabır, bir bölgeyi ciddiye aldığınızın en güçlü kanıtıdır.

  • etna
  • italya
  • nerello-mascalese
  • volkanik-terroir