SevantheModa, kültür ve iyi yaşam
DerlemelerBülten

Gayrimenkul

Smiljan Radić ve 2026 Pritzker'i: Kesinliğin Reddi Üzerine Bir Mimari

Mart 2026'da mimarlığın en yüksek ödülü, yapılarını neredeyse kaybolma noktasında tutan bir Şilili'ye gitti. Radić'in kırılganlığı bir kusur değil, bir tutum olarak öne sürmesi, lüks konutun pürüzsüzlük takıntısına usul usul bir itiraz.

· Gayrimenkul & Mimari Editörü · · 4 dk okuma
Büyük taş bloklar üzerine oturan, yarı saydam fiberglas kabuk biçiminde bir mimari yapı; çevresinde uzun çayır ve dağınık bulutlu bir gökyüzü

Mimarlığın Nobel'i sayılan Pritzker Ödülü'nün 2026 sahibi, Mart ayında açıklandığında pek çok kişiyi şaşırtmadı; çünkü Smiljan Radić, mimarlık dünyasının yıllardır izlediği, ama vitrine hiç çıkmamış bir isimdi. 1965 Santiago doğumlu Şilili mimar, Alejandro Aravena'dan sonra ödülü alan ikinci Şilili oldu. Jüri kararını okurken kullandığı cümle, onun bütün işini bir nefeste özetliyor: Radić, 'haksız bir kesinlik iddiasına karşı kırılganlığı yeğliyor.' Bu cümleyi ilk okuduğumda durdum. Çünkü içinde, son yirmi yılın lüks konut anlayışına dönük çok ince bir eleştiri saklı.

Radić'in yapıları, jürinin deyişiyle 'neredeyse kaybolma noktasında' görünür. Geçici, dengesiz, kasıtlı olarak bitmemiş. Bir mülk değeri sunmazlar; bir barınak sunarlar — ve bu ikisi arasındaki fark, bütün meselenin kendisi. Ben yıllardır markalı konutların pürüzsüz, kusursuz, hiçbir parmak izi taşımayan yüzeylerine bakarken aynı şeyi düşünüyordum: Bu kadar kesin, bu kadar tamamlanmış bir mekânda insan nereye yerleşir? Radić, bu soruya yapılarıyla cevap veriyor.

Taşın Üzerinde Yüzen Kabuk

Onu dünyaya tanıtan iş, 2014'te Londra'da Serpentine Galerisi için tasarladığı geçici pavyondu. Yarı saydam, fiberglastan dökülmüş, deniz kabuğunu andıran bir kabuk; ve bu hafif gövde, ocaktan çıkmış kaba taş bloklar üzerine oturuyordu. Beyaz, ışık geçiren bir halka, ağır taşların üstünde havada asılı gibi duruyordu. Radić bu biçimi, on yıl önce Oscar Wilde'ın 'Bencil Dev' masalına yanıt olarak yaptığı bir kâğıt hamuru maketinden çıkarmıştı. Yani bir çocuk masalından, bir elişi maketinden, kalıcı bir mimari forma.

Bu, onun yönteminin özü: Sıradan, hatta değersiz bir nesnenin morfolojisini —deforme olmuş bir plastik kap, bir kâğıt hamuru parçası— alıp ona yaşanabilir bir boyut yansıtmak. Pavyon, sergi mevsimi bittikten sonra sökülmedi; 2015'te İngiltere'de Hauser & Wirth Somerset'in bahçesine taşınarak kalıcı hale geldi. Geçici olan kaldı. Radić'in işinde geçici ile kalıcı arasındaki sınır hep böyle bulanıktır; jürinin dediği gibi, onun elinde 'yüksek ve düşük, rafine ve kaba, kalıcı ve geçici, net bir ayrım olmadan bir arada yaşar.'

Bir mülk değeri sunmazlar; bir barınak sunarlar — ve bu ikisi arasındaki fark, bütün meselenin kendisi.

Yasemin Toprak

Yontucuyla Yürüyen Bir Mimarlık

Radić'in işini eşi, yontucu Marcela Correa'dan ayırmak mümkün değil. Üniversite yıllarında tanışıp evlenen ikili, otuz yılı aşkın süredir günlük bir fikir alışverişi içinde. Correa'nın taşla kurduğu ilişki, mimarın yapılarını görsel bir fikirden ziyade dokunsal, etiyle kemiğiyle bir gerçekliğe bağlar. 1997'de Şili'nin And Dağları'nda inşa ettikleri Casa Chica, yalnızca yirmi dört metrekarelik küçük bir evdi; büyük ölçüde elle yapıldı. O minik ev, Radić'in daha en başından neyin peşinde olduğunu gösteriyor: malzemenin varlığı, araziyle ilişki ve mütevazı bir el hareketi.

2010'da Venedik Mimarlık Bienali'nin girişi için birlikte yaptıkları yerleştirme, granit ve sedir ağacından bir kütleydi; insan figürünü kütlenin içine sığınmış gibi barındırıyordu. Bu, Radić'in mekâna bakışını anlatır: Mekân, gösterilecek bir yüzey değil, içine girilecek bir sığınaktır. Onun yapıları çoğu zaman içe dönük, mağaramsı, neredeyse ilkel bir belleğe seslenen oyuklardır. İnsanı korur, ama gösterişle değil — bir kayanın altına sığınır gibi.

Dik Açının Şiiri İçin Bir Ev

Beni en çok düşündüren işi, 2013'te Şili'nin Vilches kasabasındaki ormana yerleştirdiği 'Dik Açının Şiiri İçin Ev' oldu. Adını Le Corbusier'nin aynı isimli kitabından alan bu konut, kalın duvarları ve stratejik olarak yerleştirilmiş açıklıklarıyla, gün boyu değişen ışığı yakalamak üzere kurulmuş. Bir evi, seyre dalınacak bir gözlem aracına çeviriyor. Burada mimari, içine yaşam akıtılacak boş bir kabuk değil; ışığın saat saat nasıl yer değiştirdiğini, bir duvarın gölgesinin öğleden sonra nasıl yumuşadığını size hissettiren bir cihaz.

İşte bu noktada Radić, benim yıllardır savunduğum bir şeyi kanıtlıyor: Bir evin değeri metrekaresinde, konumunda ya da markasında değil; içinde geçen zamanın niteliğinde gizli. Onun kalın duvarlı, oyuk evleri pahalı malzemeyle değil, ışıkla, gölgeyle, malzemenin ham dokusuyla zenginleşir. Cilalı mermer yok; çoğu zaman kaba taş, ham bakır, dökme reçine var. Yüzey kusursuz değil — ve tam da bu yüzden yaşanabilir.

Pürüzsüzlüğün Ötesinde Bir Lüks

Pritzker'in bu seçimi, bir moda değil; bir yön düzeltmesi. Mimarlık dünyası, son on yılını 'sürdürülebilirlik' ve 'sosyal fayda' başlıklarına ayırdı — 2025 sahibi Liu Jiakun da, 2022'nin Diébédo Francis Kéré'si de bu çizgideydi. Radić'in seçimi ise daha şiirsel, daha sessiz bir damarı öne çıkarıyor: mekânın duyusal ve varoluşsal boyutunu. Onun mimarisi büyük bir ahlaki nutuk atmaz; sadece insanın kırılganlığını, mekânın da kırılgan olabileceğini kabul eder.

Türkiye'deki lüks konut pazarına dönüp baktığımda, aradaki uçurum acıtıyor. Boğaz'a bakan kuleler, her biri bir diğerinin kopyası olan markalı rezidanslar, kataloğdan çıkmış gibi parlayan iç mekânlar — hepsi bir kesinlik vaadi üzerine kurulu. Hiçbiri eskimeye, lekelenmeye, yaşanmaya izin vermiyor. Radić'in ödülü, bu pürüzsüzlük diktatörlüğüne karşı uzaktan gelen kibar bir itiraz gibi. Bir evin bitmemiş, dengesiz, hatta biraz çürümeye yüz tutmuş olabileceğini; ve tam da bu kusurlarda barındığını söylüyor.

Jüri, Radić'in yapılarının 'kırılganlığı, yaşanmış deneyimin doğasında olan bir koşul olarak kucakladığını' söyledi. Bu cümle benim için yalnızca bir mimar değerlendirmesi değil; bir yaşam tarzı önerisi. Bir evi satın alırken aslında neyi satın alıyoruz? Garantili bir kesinliği mi, yoksa içinde yaşlanmaya razı olduğumuz bir kabuğu mu? Radić, ikincisine bahse giriyor. Ve 2026'da mimarlığın en yüksek kürsüsünden konuşan bu sesin, İstanbul'un cam kulelerine kadar ulaşmasını umuyorum.

  • Smiljan Radić
  • Pritzker
  • konut mimarisi
  • malzeme