SevantheModa, kültür ve iyi yaşam
DerlemelerBülten

Kültür

Mekânın Ruhu: Bir Koleksiyonerin Evinde Zaman

Bir evi müzeye değil, sürekli sohbet eden bir nesneler topluluğuna dönüştüren incelikli göz.

· Sanat & Kültür Editörü · · 3 dk okuma
Mekânın Ruhu: Bir Koleksiyonerin Evinde Zaman

Kapıdan girdiğimde ilk fark ettiğim şey ışıktı. Pencereler dış dünyayı çerçeveliyor, içeriye sızan güneşi duvarlardaki eserlerle buluşturuyordu. Bu ev, bir koleksiyonun sergilendiği alan değil, koleksiyonun kendisiydi.

Ev sahibi yanımda yürürken çok az konuşuyor, bir esere yaklaşırken adımını kısaltıyordu. Cilalı ahşap zemin adımlarımızı yankılatmıyor, içine çekiyordu. Her köşe bir hikâyenin başlangıcı gibiydi; ama bu hikâyeler kendini bağırarak değil, dikkat ettikçe açıyordu. Mekânın ruhu, nesnelerin arasına bırakılan boşlukta gizliydi.

Işığın Mimariyle Flörtü

Mimar burayı bir yaşam alanı olarak tasarlarken sanat eserleri için özel nişler açmamış. Aksine evin kendisi, eserlerin nefes alabileceği boşlukları kendiliğinden sunuyordu. Günün her saatinde değişen ışık, bir tablonun üzerinde başka bir duyguyu açığa çıkarıyordu. Sabahın erken saatlerinde Fahrelnissa Zeid'in soyut kompozisyonu titreşirken, öğle güneşinde Erol Akyavaş'ın mistik harfleri daha da derinleşiyordu.

Işık yalnızca eserleri değil, boşlukları da biçimlendiriyordu. Geniş beyaz duvarlar bir yokluk değil, tam tersine bir mevcudiyet hissi veriyordu. Bu aralıklar, zihnin dinleneceği duraklardı. Ev sahibi 'Bir eseri asmak kadar, asmamak da bir tercih,' derken bu ölçülü anlayışın altını çiziyordu.

Sanat, duvarları doldurmak için değil, mekânda bir diyalog başlatmak için burada.

ev sahibi

Bir Heykelin Etrafındaki Boşluk

Salonun ortasında tek başına duran bir heykel, bütün dikkati üzerine topluyordu. Ama bu bir hâkimiyet değil, bir davetti. Çevresindeki boşluk ona anıtsallık kazandırırken izleyiciyi de kucaklıyordu. Bir koleksiyonerin evinde nadir rastlanan bir cömertlikti bu. Eserler çoğu yerde birbiriyle yarışır; burada her biri diğerine yer açıyordu.

Kitaplığın raflarında eski bir el yazması, yanındaki çağdaş bir seramikle dingin bir sohbet halindeydi. Zaman bu rafta çizgisel akmıyor; geçmiş ile bugün aynı anda buluşuyordu. Ev sahibi bir objeyi eline alıp bırakırken, 'Her parça bir önceki sahibinin ruhunu taşır; ben yalnızca bir süreliğine emanetçiyim,' dedi. Bu söz, mekândaki her şeyin hem geçiciliğini hem kutsallığını anlatıyordu.

Gündelik Yaşamın İçinde Sanat

Mutfaktaydık. Tezgâhın üzerinde, bir meyve tabağının yanında küçük bir bronz heykelcik duruyordu. Sergi salonunun steril düzeninden uzak, samimi bir yerleştirmeydi. Ev sahibi 'Kahvaltı ederken ona bakarım, her sabah başka bir ayrıntısını keşfederim,' diye gülümsedi. Sanat burada yaşamın akışına karışmış, gündelik bir alışkanlığa dönüşmüştü.

Çalışma odasında masanın tam karşısına bir desen yerleştirilmişti; yaratıcı düşünceyi tetiklemek için seçilmiş. Bilgisayarın yanındaki antika bir mürekkep hokkası ise geçmişle bağını koparmamış bir zihnin işaretiydi. Her eşya bir işlevin ötesinde, bir düşünce ortağıydı. Ev sahibi koleksiyonunu bir yatırım olarak değil, parçaların birbiriyle konuştuğu bir ağ olarak görüyordu.

Buradaki her eşya, yanındakine bakacak kadar yer bırakılarak yerleştirilmiş.

Lâl Ergin

Boşluğun Mimarisi

Koridorlar beklenmedik ölçüde genişti. Duvarlarda yalnızca birkaç küçük iş asılıydı. Bu kasıtlı seyreklik, insanı bir sonraki odaya hazırlayan bir aralık yaratıyordu. Ev sahibi 'Bir eserin soluklanması için çevresinde boşluk gerekir. Tıpkı bir müzik parçasındaki esler gibi,' dedi ve duvarın geniş boş yüzeyini eliyle gösterdi. Bu, Japon estetiğindeki 'ma' kavramını çağrıştırıyordu.

Bu aralıklar ziyaretçiyi de düşünmeye çağırıyordu. Gözün dinlendiği bu alanlar, eserlerin daha yoğun hissedilmesini sağlıyordu. Bir odadan diğerine geçerken zihniniz de bir ruh halinden ötekine yumuşakça kayıyordu. Ev, bir tefekkür rotası gibi tasarlanmıştı.

Zamansızlık Hissi

Saatlerdir buradaydım ama zaman kavramını yitirmiştim. Dışarıda güneş batıyor, içerideki aydınlık yapay ışıklarla değil, duvarlardaki eserlerin kendi parıltısıyla sürüyordu. Ev sahibiyle birlikte bir halının desenlerine daldığımızda dakikaların nasıl geçtiğini anlamadık. Bir sohbetten çok, ortak bir tefekkürdü bu.

Ayrılırken bu mekânın bir evden çok bir zaman kapsülü olduğunu düşündüm. Geçmiş, şimdi ve gelecek bu duvarların arasında iç içe geçmişti. Koleksiyonerin sahip olma değil paylaşma felsefesi her köşede kendini gösteriyordu. Buraya adım atan herkes, eserlerin yıllardır sürdürdüğü bu konuşmaya kendiliğinden katılıyordu.

Bir halının desenine daldık ve saatlerin geçtiğini fark etmedik; bu ev insanı oyalamaz, tutar.

Lâl Ergin
  • koleksiyon
  • mekânın ruhu
  • minimalizm
  • sanat
  • yaşam