SevantheModa, kültür ve iyi yaşam
DerlemelerBülten

Sesin Tuvaldeki Gölgesi: Whistler'ın Tate Retrospektifi

James McNeill Whistler'ın Tate Britain'daki büyük retrospektifi, bir ressamın resmi neden müzik gibi duyurması gerektiğini sorduğu anı yeniden açıyor.

· Sanat & Kültür Editörü · · 2 dk okuma
Karanlık galeri duvarında Thames Nocturne'lerini andıran mavi-gümüş tonlu bir tablo

Bir resmin başlığında 'Nocturne' yazdığında Whistler'a yıldırım gibi inen dava, 1877'den bu yana herkesin bildiği bir hikâye. Eleştirmen John Ruskin 'Cockney'nin yüzüne boya atmak' dedi; Whistler mahkemede kazandı ama sembolik olarak mahkûm edildi — bir ressam neden resmini müzik adıyla adlandırsın? Bu sorunun izi, Tate Britain'ın 27 Eylül'de kapanan büyük retrospektifinde hâlâ taze görünüyor. 150 eserin sergilendiği bu büyük retrospektif, 19. yüzyılın en sinir bozucu dehalarından birini yeniden masaya yatırıyor.

Whistler'ın Nocturne'leri Thames'e bakıyor ama Thames'i görmüyorlar. Nehir burada bir konu değil, bir örtü. Mavi ve gümüş, siyah ve altın — renkler form kurmak için değil, formun erimesine izin vermek için serilmiş. Jakobinal bir netliği reddeden bu resimler, dönemin İngiltere'sinde ahlâkî bir tehdit gibi algılandı: eğer bir tablo ne anlattığını söylemiyorsa, izleyiciden ne istiyor? Oysa Whistler'ın istediği tam da buydu — bakışın dinlenmesi.

Japonizmin Sinir Uçları

Serginin can damarını, Japonizm bölümü oluşturuyor. Whistler'ın ukiyo-e baskılarından ne öğrendiği —yüksek ufuk çizgisi, daraltılmış renk paleti, düzleştirilmiş uzam— burada somut örneklerle gösteriliyor. Döneminde egzotizm ya da kaçış olarak okunan bu yaklaşım, şimdi çok farklı görünüyor: bir Amerikalı ressamın Fransız empresyonizmine yönelmek yerine Doğu'dan dil öğrenmesi, o yıllarda küçümsenen bir sapkınlıktı. Bugün ise sinir uçlarına dokunan bir şeyi hatırlatıyor — Batı sanat dilinin ancak başkasına kulak verdiğinde genişleyebildiğini.

Musée d'Orsay'dan ödünç gelen 'Arrangement in Grey and Black No. 1', yani herkesin 'Annenin Portresi' dediği tablo, serginin göbeğine yerleştirilmiş. Whistler bu başlığı reddetti; ona göre portre bir duygu belgesi değil, renk ve form düzenlemesiydi — nitekim başlık da bunu söylüyor. Ama seyirci asla bu soğukkanlılığa ikna olmadı. Tablo, anneye duyulan sevginin ve kayıp fikrini kavramanın simgesine dönüştü; Whistler ise resmi sanat tarihinin içinden kurtarmaya çalıştı. Tate'in küratörleri bu gerilimi doğrudan gösteriyor: tablonun yanına Whistler'ın kendi portresini ve kardeşinin portresini koyarak bir 'aile üçgeni' kurmuşlar. Nesnel düzenleme ile duygusal yük arasındaki bu mesafe, tam serginin omurgasını oluşturuyor.

Bir tablo ne anlattığını söylemiyorsa izleyiciden ne istiyor? Whistler'ın istediği tam da buydu — bakışın dinlenmesi.

Eskiz Defterleri: Titiz Bir Zanaatkâr

Serginin az tartışılan ama güçlü yanı: daha önce hiç gösterilmemiş eskiz defterleri. Whistler'ın Venedik etchingleri için tuttuğu notlar, elde dolaşan sanatçının bir kenti nasıl parçaladığını gösteriyor. Kanallar, körfez açıklıkları, iskele ayakları — bunlar mimari gözlem değil, lekelerin ve boşlukların önceden keşfedilmesi. Resmi ürüne değil, bu hazırlık sürecine bakan birinin gözünde Whistler bambaşka görünüyor: çok daha titiz, çok daha az mistik.

Tate'in bu retrospektifi için 'neden şimdi?' sorusu gerekli. Otuz yılın en büyük Whistler gösterisi, döneminde görsel estetiğin 'anlatı'dan koparılması için savaşmış bir ismi yeniden sahneye çıkarıyor. Piyasada Whistler'ın değerini belirleyen şey hâlâ Nocturne'lerin rekor kırması değil — onların etkilediği 20. yüzyıl soyutlamasının retroaktif olarak ona yüklediği ağırlık. Whistler zengin olmadı; mirasını sanat tarihi ödüllendirdi. Bu da başlı başına bir müzayede analizi.

27 Eylül kapanışından önce Tate'e gidecek olanlara bir not: Nocturne'lerin yanında durmak için zaman ayırın. Onlara bakmak değil, onların içinde kaybolmak ne demek — Whistler tam bunu istedi. Ruskin'in davasını kazandı ama amacına ulaşıp ulaşmadığını seyirci hâlâ karar veriyor.

  • whistler
  • tate-britain
  • nocturne
  • 19-yuzyil-sanati