Sanat & Müzayede
Pompidou Seul'e Açıldı: Kültür mü, Marka mı?
Hanwha sponsorluğuyla Yeouido'da açılan Centre Pompidou Hanwha, ilk gün büyük bir sanat tartışması değil, kurumsal meşruiyet sorusunu beraberinde getirdi.

Dört Haziran sabahı, Seul'ün Yeouido semtinde — Güney Kore'nin borsasının ve büyük holdinglerin de yer aldığı o kalabalık finans adacığında — Centre Pompidou'nun yeni şubesi kapılarını açtı. Jean-Michel Wilmotte'un tasarladığı bina, geleneksel Kore çatı kiremitlerinden ilham alan kavisli, yarı saydam bir cam kaplama taşıyor; gündüz içeriye ışık sızıyor, akşam dışarıya ışık saçıyor. Basın bültenlerinde bu 'aydınlık bir kutu' olarak tanımlandı. Kutu, tam da doğru kelime.
Kübizm, Elli Yıl Sonra Seul'de
Açılış sergisi 'The Cubists: Inventing Modern Vision', Asya'daki ilk büyük Kübizm retrospektifi olma unvanını taşıyor — elli yıllık bir aranın ardından. Sekiz tematik bölümde, 1907'den 1927'ye uzanan yirmi yıl; Picasso, Braque, Juan Gris, Fernand Léger, Sonia Delaunay. Bunlara Albert Gleizes ve Natalia Goncharova gibi Kore izleyicisine daha az tanıdık isimler de eklenmiş. Koleksiyonun kalitesi tartışılmaz. Pompidou, elindeki en iyi kartları Yeouido'ya getirmiş.
Peki neden bu kadar hızlı? Fransa ile Güney Kore arasındaki diplomatik ilişkilerin 140. yılı. Zaman, zarif seçilmiş. Ama müzenin önündeki kalabalık ve içerideki Picasso tuvalleri bir araya gelince, bir rahatsızlık da yerleşiyor: bu kurumun burada olmasının bedeli ne, ve kim ödüyor?
Hanwha Meselesi
Centre Pompidou Hanwha'nın adındaki 'Hanwha', Güney Kore'nin en büyük savunma sanayi şirketlerinden birinin adı. Grubun faaliyet alanları arasında silah üretimi, patlayıcı ve füze sistemleri var. Sosyal medyada açılışın ardından yükselen itirazların özü buydu: kurumsal sanat sponsorluğu ve meşruiyet satın alma — art washing.
Sanat kurumlarının 'kültürel köprü' söylemi, bazen gerçek bir köprü inşasını, bazen de geçmişin üzerine dökülen beyaz badanayı tanımlar. İkisi arasındaki fark, kurumun kim olduğunu bilmekten geçer.
Pompidou yönetimi eleştirileri 'temelsiz' olarak nitelendirdi; açıklamalarında 'meşru kültürel yatırım' vurgusunu öne çıkardı. Bu savunma alışılmış bir refleks. BP'nin Tate sponsorluğunu, Total'in Paris müzelerine aktardığı parayı, Shell'in düzinelerce bilim ve sanat etkinliğindeki izini düşündüğümüzde, Pompidou'nun bu sefer de benzer bir yolda yürüdüğü görülüyor. Kurumun Fransız kamu kültürünü temsil ettiği iddiasıyla, özel bir savunma grubunun finansmanıyla yönetilen bir şube açması arasındaki gerilim — kimse bunu yüksek sesle tanımlamak istemese de — ortada duruyor.
Kübizm'e gelince: bu seçim tesadüf değil. Kübizm, gerçekliği parçalayan, aynı nesneyi birden fazla perspektiften aynı anda gösteren bir hareket. Hanwha'nın vitrinine Picasso koymak, kurumun kendisine de aynı işlemi uygulamanın açık daveti gibi görünüyor. Hangi açıdan bakarsanız, farklı bir yüz çıkıyor karşınıza.
Sergi dört yıl boyunca, yılda iki kez Pompidou koleksiyonundan yeni bir sunum getirecek; bir dizi ek sergi ise münhasıran Kore'li çağdaş sanatçılara ayrılmış. Bu ikinci kısım ilginç. Eğer yerli sanatçıların kendi bağlamında desteklenmesi gerçekten öncelik olsaydı, bunu yapmak için bir savunma holdingiyle anlaşmaya gerek var mıydı? Yoksa uluslararası bir markanın gölgesinde görünürlük kazanmak mı daha cazip geldi?
Centre Pompidou Hanwha'ya gidin, sergiye bakın — Kübizm'i hak ediyor. Ama çıkarken binanın dışında durup bir düşünün: bu cam kutunun içindeki ışığı kim yaktı.