Venedik 2026: Eylül Öncesi Pusulayı Tutmak
Festival sezonu Locarno ile açıldı, Venedik yavaş yavaş şekilleniyor. Altın Aslan yarışı için sahneye çıkmadan önce ne biliyoruz, ne bekliyoruz?

Venedik Film Festivali her yıl Eylül'ün ilk haftasında başlar ve her yıl başlamadan haftalar önce, kendi etrafında dönen bir söylenti sisine bürünür. Hangi stüdyo hangi filmi açılışa veriyor, hangi Amerikalı yapım Altın Aslan yarışına giriyor, hangi Avrupalı auteur bu kez jürinin gözbebeği olacak — bu spekülasyonların kendisi, festival sinemacılığının bir parçasıdır artık.
2026 yılı, bu açıdan önceki yıllardan belirgin biçimde ayrılıyor: festivalin direktörü Alberto Barbera'nın programlama felsefesinde son iki yıldır sürdürdüğü bir denge politikası var — büyük stüdyo yapımlarını Aslan'a sokmadan, onlara Ufuk (Orrizonti) ya da Gala bölümlerinde ayrı bir vitrin açmak. Bu politika hem Amerikan yapımlarının jüri tartışmalarına olan etkisini azaltıyor hem de özerk Avrupa ve Asya sinemasına nefes alma alanı tanıyor. Teoride mükemmel. Pratikte ise çatışmalı.
Locarno'dan Geçen Rüzgar
Venedik'i anlamak için Locarno'ya bakmak gerekir — Ağustos başında İsviçre'nin o muhteşem açık hava salonunda, Piazza Grande'nin onlarca binlik kalabalığı altında gerçekleşen bu festival, Avrupa sinema gündemini inceden şekillendirir. 2026 Locarno, Asya sinemasının ağırlığını bir kez daha kanıtladı; Güney Kore'den, Tayvan'dan, Japonya'dan gelen yapımlar hem ana yarışmada hem yan bölümlerde görünürlük kazandı. Venedik programcıları bu hareketliliği mutlaka gözlemledi.
Festivalden festivale akan bu sinematik enerjinin bir takip hissi yaratması kaçınılmaz. Ama Venedik her zaman kendi kurallarını koyar. Cannes'ın siyasi ağırlığı, Berlin'in ideolojik duruşu Venedik'te yerini daha teatral, daha estetik, zaman zaman daha riskli bir seçki anlayışına bırakır. 2022'de Todd Field'ın Tár'ı, 2021'de Jane Campion'ın The Power of the Dog'u — bunlar Venedik'in cesaret portresinin son sayfaları.
Söylentinin İçinde Bir Çekirdek
Resmi program açıklanmadan Venedik hakkında yazmak, karanlıkta kamera kalibrasyonu yapmak gibidir. Ama söylentinin de bir dili vardır. 2026 için dolaşan isimlerin büyük kısmı iki kutup etrafında toplanıyor: bir yanda uzun süredir beklenen geri dönüşler — yaklaşık üç yıldır üretim aşamasında olduğu bilinen Asya imzaları —, öte yanda daha genç, daha az beklenen yönetmenlerden gelen ilk veya ikinci film sürprizleri. Venedik bu ikinci gruba tarihsel olarak büyük şefkat göstermiştir.
Venedik her yıl bizi şaşırtır; çünkü şaşırtmak onun kurumsal kimliğinin bir parçasıdır. Sizi hazırlıklı yakalamak zorunda değil, hazırlıksız yakalamak istiyor.
Türkiye cephesinden ise hâlâ temkinli bir beklentiyle bakıyorum. Son yıllarda Türk sanat sineması Avrupa festivallerinde Cannes kanalıyla daha güçlü görünür oldu — Nuri Bilge Ceylan'ın 2023 ve sonrasındaki konumu bu açıdan belirleyici. Venedik ise Türk sinemasına tarihsel olarak daha seyrek bir ilgi gösterdi. Bu dengesizlik 2026'da kırılabilir mi? İmkânsız değil. Ama bu soru, festivale girmeyi bekleyen hangi yapımın varlığından çok, Türk sanat sinemasının üretim kapasitesinin hâlâ ne kadar kırılgan olduğunu sormayı gerektiriyor.
Eylül'e kadar söylenebilecekler bunlarla sınırlı. Gerisi ses. Gerisi o geleneksel Venedik anları: basın taraması sabahları, Sala Grande'nin zor ışığı, jüri üyelerinin beden dilleri. Ben her yıl bu anların hakkını teslim etmeye çalışırım; bazen heyecanla, bazen yorgunlukla, her zaman merakla. 2026 da bu düzende sürecek.
Programın açıklanması için birkaç hafta var. O zamana kadar sinema izlemeye devam — çünkü en iyi festival hazırlığı hâlâ izlemekten geçiyor.