Sinema
Sesi Ölçmek, Mesafeyi Değil
Lê Bảo'nun Locarno 79'daki ikinci filmi 'Hearing', decibel metresi kuran bir tamirci üzerinden sessizliğin neyi gizlediğini soruyor.

Locarno'nun 79. edisyonu bugün perdelerini açtı. Piazza Grande'de gece gökyüzüne yansıyan o devasa ekranı düşündükçe — açık hava sinemasının belki de dünyanın en güzel biçimi — bu yılın seçkisindeki bir isim zihnimden gitmiyor: Lê Bảo. Adını ilk kez 2022'de duydum; 'Taste' (Vị) ile Berlinale'ye gelen Vietnamlı yönetmen, insan bedenini hem kavramsal hem son derece fiziksel bir malzeme olarak ele aldığı o ilk filmiyle bende bir tür elektrik bırakmıştı. Şimdi ikinci filmini Locarno'nun ana yarışmasına getiriyor: 'Hearing' (Thính Giác).
Filmin merkezinde Ninh var — iş yeri ve evler arasında dolaşarak kamusal alanlara decibel metresi kuran bir tamirci. Ses seviyesini ölçüyor, rakamları kaydediyor, devam ediyor. Annesinin yanında yaşıyor. Eski eşi ve çocuklarından uzakta. Birbirinden ayrı yaşayan, birbirleriyle konuşmayan anne-babasının yeniden buluşmasını hayal ediyor. Başka ne var? Görünürde fazla bir şey yok. Ve işte tam da bu noktada, Lê Bảo'nun sineması başlıyor.
Decibel Metresi Bir Kamera Gibi
Bir tamirci, mekândan mekâna geçerek sessizlik ölçer — bu imge sizi ilk okuyuşta sıradan gelebilir. Ama düşünün: iş tam da bu. Neyin gürültü, neyin suskunluk sayıldığını belirlemeye çalışmak. Bu mesleği bir karakterin omuzlarına yüklemek başlı başına bir sinematik tercih; yönetmen mesleği seçmekle kadrajı da seçiyor. Ninh her yeni mekânda sesi ölçerken, kamera onun iç dünyasındaki mesafeyi de ölçmeye koyulacak. Decibel cinsinden ifade edilemeyen şeyler — ilişkilerin çözüldüğü, aile bağlarının inceldiği anlar — tam da bu aletin ölçemeyeceği frekanslarda titriyor.
Lê Bảo'nun ilk filmi 'Taste' için sıkça kullanılan kelime 'beden'di. Karakterlerin bedenlerini neredeyse sessizce var etme biçimi, göç ve yalnızlığı sözel değil fiziksel bir dille konuşturma isteği, onu çağdaşlarından ayırt ediyordu. 'Hearing' ise bu dili bir adım ileriye taşıyor gibi görünüyor: beden yerini kulağa bırakıyor. Hissetmek değil işitmek. Ve işitmek de yetmiyor — ölçmek. Rakamların yetmediği yerde sinema başlıyor.
Bir decibel metresi sessizliği ölçemez; ama sessizliğin ne zaman çığlığa dönüştüğünü haber verebilir.
Filmin co-prodüksiyon listesi de kendi başına bir okuma: Singapur, Vietnam, Norveç, Fransa, Endonezya, Suudi Arabistan, Kamboçya, Tayland, Tayvan. Dokuz ülke. Bu tablo artık bağımsız sanat sinemasının hayatta kalma biçimini de anlatıyor — tek bir ülkenin fon yapısına sığmayan, ama tam da bu yüzden coğrafi sınır tanımayan bir sinema. Heretic'in dünya satışlarını üstlenmesi ise dağıtım tarafındaki o güzel paradoksu teyit ediyor: küçük ölçekli, bölgesel hikâyeler giderek daha geniş bir ağa kavuşuyor.
Locarno'nun bu tercihi tesadüf değil. Festival yıllardır, tam da bu çeşit filmleri — biçimsel olarak iddialı, anlatı konvansiyonlarını zorlamaya hazır, ama aynı zamanda derinden insani — ana yarışmasının merkezine yerleştirmek konusunda kararlı. Fabrice Du Welz'in bu yıl jüriyi yönetmesi de ilginç bir seçim: Belçikalı yönetmen, gerilim ile duygu arasındaki o hassas sınırda çalışmasıyla tanınıyor.
Bugün Locarno açılıyor. 'Hearing' 9 Ağustos'ta perdeye çıkacak. Aradan birkaç gün var. O birkaç gün boyunca Ninh'in decibel metresinin neyi kaydettiğini, kameranın ses ile suskunluk arasında nasıl bir dil kurduğunu merak edeceğim. Çünkü bazı filmler görmeden önce de düşünmeye değer. Bu bunlardan biri.