Sinema
Bir Kız Çocuğunun Uyanık Kalma Kararı
Locarno 79'u bugün açan The Green Eyes, resignation sendromlu bir kardeşin başında nöbet tutan on bir yaşındaki Chaya üzerinden mültecilik krizini çocuğun bakış açısına hapsediyor.

Locarno Film Festivali, bugün 79. edisyonunu Fanny Liatard ve Jérémy Trouilh'nin The Green Eyes filmiyle açtı. İsviçre'nin Piazza Grande'sinde Maggiore Gölü'nü arkalayan bu açık hava salonunda, bu sefer ekrana düşen görüntü siyasi bir uyku hastalığının içinden çekilen bir çocuğun yüzü.
Hikâye şu: On bir yaşındaki Chaya, babası ve ağabeyi Nour'la Fransa'nın Landes bölgesindeki küçük bir kasabada yaşıyor. Aile, sınır dışı edilme tehdidiyle karşı karşıya; ve bu tehdidin tam üzerine çullandığı gün Nour derin bir uykuya dalıyor — uyanmıyor. Tıp literatüründe resignation syndrome, yani çekilme sendromu adıyla bilinen bu durum gerçek: özellikle mülteci çocuklarda, geri dönüşü olmayan bir tehlikeyle yüzleşmek zorunda kaldıklarında beyin ve beden kelimenin tam anlamıyla kapanıyor.
Gagarine'den Sonra, Yine Çocuklar
İkilinin ilk filmi Gagarine (2020), Paris'in Ivry-sur-Seine ilçesindeki dev bir sosyal konut bloğunun yıkılışını, o blokta büyümüş genç bir çocuğun gözünden anlatıyordu. Bir yerden, bir topluluktan koparılışın şiiri gibiydi. The Green Eyes aynı temaya başka bir kapıdan giriyor: bu kez yıkılan bina değil, bir bedenin kapandığı, sistemin içine yuvarlandığı ve artık dışarıdan dokunulamaz hale geldiği an.
Başrolde Douae Butarbuch M'Zaouki var; oyunculuk kariyerinin başlarında bir çocuk oyuncu. Ağabey uyuyor; tüm hikâye kız kardeşin hareketi üzerinden ilerliyor. Chaya belki de filmin en hareketli figürü — ama hareket ettiğinde etrafındaki dünya onu görmüyor. M'Zaouki'nin yüzündeki o donuk uyanıklık, ne söylendiğinden çok ne hissedildiğini taşıyor.
Liatard ve Trouilh'nin sinematografik dili bu çelişkiyi görüntüde de taşıyor. Landes bölgesinin çam ormanları ve düz ufku, kasıtlı olarak Fransa'nın turistik yüzünden uzak tutulmuş. Kamera kırsal güzelliği belgeleyen bir tavır değil; insanların görünmez olduğu bir coğrafyayı tarif eden bir tanıklık. Bu tercihin Gagarine'den bu yana sürdüğü açık: iki yönetmen, Fransa'nın resmi Avrupa kentsel manzarasının dışında kalanları sistematik olarak çekiyorlar.
Resignation sendromu bir tıp kavramı değil bu filmde — siyasi bir semptom. Nour uyuyor çünkü dünya onu sürekli görünmez kılıyor.
Filmin gerçekçilik kararları da dikkat çekici. Liatard ve Trouilh, Gagarine'de de belgesel duyarlılığını kurmaca anlatıya yedirme konusunda kararlıydılar. Mahalle sakinleri hem karakter hem tanık olarak yer alıyordu o filmde. The Green Eyes'da resignation sendromu gerçek bir tıbbi tabloya dayanıyor — İsveç'te binlerce mülteci çocukta belgelenen bu sendrom, 2010'lardan bu yana insan hakları örgütlerinin gündeminde. Ama film bu tabloyu bir bilgilendirme dökümanına dönüştürmüyor; Chaya'nın bakışı üzerinden subjektif bir gerçekliğe hapsediyor. Nour neden uyuyor sorusunun cevabı filmde hiç doğrudan verilmiyor. Bu boşluk, bilinçli.
Piazza Grande'nin Bu İlk Gecesi
Locarno, açılış filmi seçimlerinde son yıllarda tutarlı bir eğilim izliyor: Yarışmaya girmeksizin filmin hem sanatsal ağırlığını hem de festival atmosferine yönelik erişilebilirliğini dengeleyen yapımlar. The Green Eyes bu denge için akıllıca bir seçim. Konu siyasi; anlatı ise neredeyse büyülü gerçekçilik hattında ilerliyor. Chaya'nın ağabeyini uyandırma çabası, bir yerde peri masalının mantığına yaslanıyor — ama bu masal, Fransa'nın göç politikasını doğrudan ele alan gazeteciliğin yapamayacağı bir şeyi yapıyor: siyasi olanı tensel ve kişisel kılıyor.
79. Locarno, 5-15 Ağustos tarihleri arasında devam edecek. Ana yarışmada bu yıl Hong Sang-soo, Basil Da Cunha, Gurvinder Singh ve Denis Côté gibi isimler var; ama Piazza Grande'nin bu ilk gecesi, yarışmanın dışında kalan filmin en güçlü editoryal beyanı verdiğini gösteriyor. The Green Eyes, Fransa'da 11 Kasım 2026'da vizyona girecek.