Yat & Denizcilik
Virtuosity'nin Ağacı: 73 Metrelik Mega Yatın Kendi Kendini Aklarken Sorduğu Soru
Sanlorenzo'nun yeni 74Steel'i içine canlı bir ağaç dikmiş. Can Reşit bu jesti güzel buluyor — ama ikna olmaktan uzak.

La Spezia'dan bir haber geldi Nisan ayında: Sanlorenzo, ikinci 74Steel'ini suya indirdi. Adı Virtuosity. Uzunluğu 73 metre. İçinde, güverte tabanından üst güverteye uzanan oval bir boşluktan geçen canlı bir Ficus Nitida büyüyor. İki yanal tavan penceresi ağacı besliyor; masanın çevresinde oturanlar yaprakların altında yemek yiyor. Haberler bunu 'denizcilik tarihinde bir ilk' olarak sundu.
Ben bu haberi okurken ne düşündüm biliyor musunuz? 'Güzel.' Gerçekten güzel buldum. Sonra biraz daha düşündüm.
Studio Paolo Ferrari'nin imzasını taşıyan iç mekan, açık tonlu yüzeyler ve kesintisiz düzlemler üzerine kurulu. Ficus'un seçimi tasarımdan önce gelmiş — sahibi ağacı belirlemiş, mühendisler onun çevresinde çalışmış. Bu yaklaşımı küçümsemiyorum; tersine, standart mega-yat anlayışının dışına çıkıyor. Çoğu 70 metrelik tekne, sahibinin bir sonraki versiyonunu sırayla bekleyen standart bir kalıptan çıkar. Virtuosity'de ise iç mekanın organik bir merkezi var — gerçek anlamda organik.
Ama işte tam burada duraklamak gerekiyor. Bu teknenin inşası dört yılı aşmış. Seksen sekiz yüz tonluk bir çelik ve alüminyum gövde, hibrit dizel-elektrik şanzıman, 230 metrekareyi aşan plaj kulübü, sualtına gömülü 35 metrekarelik seyir salonlu akvaryum. İçine dikilen ağaç, bir teknenin 'doğayla bağ' kurması için gereken en küçük detay mı?
Bir mega yatın sürdürülebilirlik iddiasını ağaç diker gibi inşa edemezsiniz. Ağaç dekor olarak güzel durur — ama tekne hâlâ mega yattır.
Sanlorenzo bu konuda dürüst bir şirket, bunu belirtmek gerekir. 2027'de net sıfır teslim etmeyi hedefledikleri bir tekne üzerinde çalışıyorlar — metanol ve hidrojen yakıt hücresi kombinasyonuyla. Bu hedef gerçekse, sektörün en somut adımlarından biri. Ama Virtuosity o tekne değil. Virtuosity hibrit propülsiyonlu, yani motor hâlâ orada, yakıt hâlâ akıyor.
Şunu da söylemek istiyorum: Virtuosity'nin ağacı, greenwashing değil. Greenwashing karbon nötralitesi iddiasıyla çıktığınızda olur, bu ağaç kimseye böyle bir iddiada bulunmuyor. Bu bir tasarım jesti — ve iyi bir jest. Ficus'un iki güverteyi bağlaması, dikey mekânı bir bütüne dönüştürmesi, tekneye başka hiçbir dekorun veremeyeceği bir zaman duygusu katıyor. Yapraklar yaşlanıyor, büyüyor; tekne de onunla birlikte değişiyor. Bunu anlayan bir sahip var bu teknenin arkasında.
Ama mesele tam da burada karmaşıklaşıyor. 'Doğayla bağ' kurmak için denize çıkmak yeterli değil mi? Kırk metrelik bir yelkenlide, teknenin üzerindeki rüzgârın sesini duyarak, tuzun cildine çökmesini hissederek, süvari köprüsünde gece nöbeti tutarken deniz size her şeyi anlatır — ağaca gerek kalmaz. Virtuosity'nin ağacı, belki, denizin o sesini duyamayan bir mekânı insanileştirme çabasıdır. Ve bu çaba, benim gözümde, tasarımın kendini ele vermesidir.
Bu Eylül, Monaco Yacht Show'da Virtuosity'yi görmeyi bekliyorum. Port Hercule'de 120'yi aşkın mega yatın arasında, 73 metrelik bu tekne fark edilecektir. Fuarın Blue Wake programı da bu yıl gündemde — sürdürülebilir teknik çözümleri öne çıkarmak için tasarlanmış bir alan. Virtuosity orada değil; ağaçlı tekne o kategoriye girmiyor.
Bu satırları yazarken kendime şunu soruyorum: Bu tekneyi seven biri var mı? Evet, kesinlikle — dört yıl boyunca haftalık toplantılarla bu tekneyi şekillendiren sahibi onu seven biri. Çoğu mega yat, kataloğun içinden fiyata göre seçilir; bu tekne ise başından sonuna kadar birileriyle gerçekten konuşularak yapılmış. Bu fark küçük değil.
Yine de şunu söyleyeceğim: Denizle diyalog, teknenin içindeki ağaçtan değil, teknenin üzerindeki insandan gelir. Virtuosity bunu bilmiyor değil — bence biliyor. Ağaç, belki, bir itiraftır.