Sanat & Müzayede
Görünmez Olan Her Şey: Anish Kapoor Hayward'da
Vantablack kaplı formlar, şişen odalar, aynalarda kırılan siluetler — Kapoor'un retrospektifi, algıyla değil bedenin kendi sınırlarıyla yüzleşmemizi istiyor.

Hayward Gallery'nin güney cephesine yaklaştığınızda önce aynalar çarpar gözünüze — geniş, kavisli çelik yüzeyler açık terasa yerleştirilmiş, Thames'i ve geçenleri birbirine bulaştırıyor. Kendi siluetinizi bulmak için bir an bekliyorsunuz; bulamıyorsunuz. Tam da bu noktada Anish Kapoor'un Londra'ya dönüşünün mantığı kendini ele veriyor: sergi, görmekle değil görmenin kırılmasıyla başlıyor.
Retrospektif 16 Haziran'da açıldı, Ekim ortasına kadar sürüyor. Ralph Rugoff'un küratörlüğünde hazırlanan sergi, Southbank Centre'ın 75. yıl programının merkezinde yer alıyor. Ama bu tür kurumsal bağlamlar Kapoor için çoğu zaman yalnızca bir çerçevedir; asıl iş yüzeyin altında, bedeni rahatsız eden katmanda döner.
Girişten hemen sonra gelen ilk büyük oda beni en uzun duraksattı: altı metre yüksekliğindeki mekânı tamamen dolduran şişirilmiş bir enstalasyon. Duvarlar yokmuş gibi, hacim yok olmuş gibi. Ölçek referansı çökmüş. Beden, mekânın içinde konumunu yitiriyor. Bu, mimariye işlevsel bir yaklaşım değil — bir organın başka bir organı yutması gibi. Kapoor'un arşivinde bu hissi tarif etmek için 'somatik çarpışma' kelimesini kullananlara hak veriyorum.
Asıl konuşma yaratan işler ise Vantablack kaplı formlar. Bu nanoteknolojiyi — ışığı yüzde doksan dokuz oranında yutan, yüzeyi tümüyle düzleştiren o malzemeyi — Kapoor, 2016'dan bu yana sanatsal münhasırlık anlaşmasıyla kullanıyor. Bu münhasırlık sanat dünyasında kendi başına bir tartışma yarattı; diğer sanatçıların sert eleştirileri hâlâ hafızalarda. Ama eserin önünde durduğunuzda tartışma soluklanıyor: form yok, derinlik yok, içi dolu bir nesne değil bir delik var. Karanlık değil, yokluk. İki şey arasındaki farkı anlamak için kavramsal bir çabaya gerek yok — beden zaten biliyor.
Viseral Katman
Kapoor'un son on yılının viseral işleri de sergide yer alıyor: silikon, reçine ve pigmentle üretilmiş, yayılmış iç organlara, yırtılmış yüzeylere gönderme yapan formlar. Güzel değiller. Güzel olmaları istenmiyor. Sanatçının beden üzerine uzun süredir taşıdığı saplantı — kırılganlık, iç yüzey, hayatta olmakla ölüme yakın olmak arasındaki ince tabaka — bu çalışmalarda en çıplak haliyle konuşuyor. Bir sergiyi şatafata değil, kendi içinde dönen bir dile çevirmek: bu, Kapoor'un kırk yılda kazandığı şey.
Açık terasta ise o ayna heykellerinin yanında durup geri çekildim. Çelik yüzey, Thames'i tersine çeviriyor, üstümdeki gökyüzünü yere yapıştırıyor, bedenimi tanınmaz kılıyor. Arkeoloji tozu arasında büyüyen biri olarak şunu düşündüm: kazı yaparken de aynı şey olur — yüzeyi kaldırdığında artık nerede olduğunu bilmiyorsundur, hangi katmana girdiğini bulmaya çalışırsın. Kapoor'un enstalasyonlarında da bu kaybolma var; ama burada amaç bulmak değil, kaybolmanın kendini hissetmek.
Vantablack ekranda siyaha benzer. Gerçekte, elinizi uzatıp dokunmak istediğiniz bir yokluktur.
Sergide bir şeyin yokluğu kadar kendisi de konuşuyor: anlatı yok. Duvar yazıları tutumlu, katalog metinleri kısa. Kapoor anlatılmak istemiyor; hissedilmek istiyor. Sanat dünyasının büyük kurumsal makinelerinde bu tutum artık nadir — Hayward'ın ham Brutalist mimarisi ise bu tutumla alışılmadık bir uyum içinde. Beton sıcağı emmiyor, ses yutmuyor, ışığı kırmıyor. Kapoor'un işlerinin tam istediği zemin bu.