Sanat & Müzayede
Altı Gün Kalır: Baselitz White Cube'u Tersine Kapatıyor
Georg Baselitz Nisan'da öldü; Back Again 30 Ağustos'ta Bermondsey'de kapanıyor. Son sergisi, sanatçının kendi pratiğine baktığı tek noktadan açık.

White Cube Bermondsey'nin ana koridoru, Ağustos ortasında bile serin tutulur. Güney Londra'nın eski depo dokusunu taşıyan binanın yüksek betonarme duvarları, içeri adım attığınızda önce soğuğuyla, ardından çökük ışığıyla sizi alır. Saat öğleden sonra ikiye geliyor, çarşamba. Seyirci az — kapanmaya yakın sergilerde böyle olur. Turistler geçti, yerel izleyici 'hâlâ vakit var' diye erteledi.
Hâlâ vakit var, ama altı gün kaldı. Georg Baselitz'in 'Back Again' sergisi 30 Ağustos'ta kapanıyor.
Baselitz Nisan'ın son günü öldü; seksen sekiz yaşındaydı. Ölüm haberi ajanslardan dağılırken bu serginin hazırlıkları çoktan tamamlanmıştı. Tablolar çerçevelenmiş, nakledilmiş, asılmıştı. Haziran onunda kapılar açıldı. Şimdi Ağustos sonu. Tablolar, kapanmayı beklemenin o tuhaf yoğunluğuyla duruyor beyaz duvarlarda.
Son Adına Dönüş
Sergi adını son dönem tuvalleri arasından biri aldı: Back Again. Baselitz bu sözcükleri, kariyeri boyunca döndüğü imgelere bilinçli olarak yeniden döndüğünü anlatmak için kullanmıştı. Tersine çevrilmiş figürler, altın ve gök mavisi zeminler, kartal motifi, eşi Elke Kretzschmar'ın portresi. Bunların hepsini daha önce yapmıştı; şimdi, seksen sekizinde, aynı figürlere baktı. Bir özet değil bu — derleme de değil. Daha çok son kez bakmak gibi bir şey.
Kuzey galeride duran iki büyük tuval serginin ağır merkezini oluşturuyor. Soluk, sarkık iki figür — katalog metnine göre bunlar Baselitz ile Elke'nin portreleri. Cinsiyeti ayırt etmek güç. Figürler altın zeminde tersine asılmış, boyutları odayı dolduruyor. Guardian eleştirmeni Eddy Frankel, sergi açıldığında 'kariyer boyunca bir nokta ya da ünlem işareti' yazdı; beş yıldız verdi, 'ne kadar acı verici güzel bir veda' dedi. Baselitz'in o yazıyı okuyup okuyamadığını bilmiyorum. Ama serginin adını o tuval için seçtiğine göre, vedanın farkındaydı.
Tersine Çevirmenin Kırk Yedinci Yılı
1969'da başladı. Baselitz o yıl tablolarını ters çevirmeye başladı — figürü tersyüz asarak izleyicinin içeriğe değil biçime bakmasını zorladı. Renk, fırça darbesi, kompozisyon. Temsil değil, yapı. Bu karar sanat tarihinde bir dönüm noktası olarak geçti kayıtlara; ama Baselitz için pratiğin özüne dair bir mantıktan ibaretti: resim neyse, o olsun. Altında saklı bir şeyi göstermek için değil, kendisi için var olsun.
Kırk yedi yıl sonra 'Back Again'deki tablolar hâlâ aynı prensiple çalışıyor. Ama bu sefer figürler çöküyor. Yetmişlerin 'Kahraman' figürleri kasılıydı, biçimi dolduruyordu. Şimdikiler sarkıyor; kıyafetler düşüyor, omuzlar çöküyor, dikey kırılıyor. Ve ters asılı olduklarından bu çöküş iki kez hissediliyor — hem tablonun içinde hem onu seyrettiğiniz bedeninizde.
Tablolar çok büyük. Çoğu iki metreden yüksek. White Cube Bermondsey'nin tavanı bu ölçeğe zaten hazır, ama Baselitz da ihtiyaç duyuyordu buna — hayatının son tuvalleri küçük olmamalıydı. Bir köşede Hindistan tanrılarını betimleyen bir grup daha var; kilden oyulmuş yüzler gibi izleniyor. Bunlar Baselitz'in pratiğinde beklenmedik bir açılım. Seksen beşinde yeni bir imge grubuna girmek, kariyer kapanışını değil bir merak dalgasını akla getiriyor — ama artık sorulamıyor.
Figürler ters asılı olduklarından çöküş iki kez hissediliyor — hem tablonun içinde, hem onu seyrettiğiniz bedeninizde.
Sonbahar Öncesi
Baselitz piyasada güçlü bir isimdi. Christie's ve Sotheby's onlarca yıldır eserlerini düzenli olarak listeledi; büyük koleksiyoner ağları bu tabloların kimin elinde olduğunu biliyor. Ölüm sonrası ilk müzayede sezonu olan bu sonbaharda fiyatların nasıl şekilleneceğini söylemek güç. 'Back Again' gibi geç dönem eserlerin — artık kapanmış bir yaşamın son tuvalleri olarak — nerede konumlandırılacağı ilginç bir muamma. Geç dönem Rembrandt, geç dönem Picasso farklı piyasa kaderlerine uğramıştır. Baselitz'in son tuvalleri kendi eksenini bulacak; ama o ekseni piyasa mı yazacak, yazıhaneler mi, henüz belli değil.
Venedik'te Mayıs'ta Fondazione Giorgio Cini'de açılan 'Eroi d'Oro' adlı son seriyi göremedim. Baselitz o sergiyi açılışına yetişemeden öldü. 61. Bienal'in gürültüsü içinde Cini'nin loş koridorlarında ne hissettiriyordur, tahmin etmek zor. Bermondsey ise tam karşıt atmosfer sunuyor: parlak, geniş, neredeyse beyaz gürültü. Belki Baselitz bu farkı bilerek seçmişti — Venedik son eserleri için, Bermondsey kariyer özeti için.
Çarşamba öğleden sonrası Bermondsey sokaklarına çıktığımda güneş soğumaya başlamıştı. Dükkânlar açık, pub'lar dolu, trafik standart. Sergi ise içeride, serin, tersine asılı figürleriyle bekliyor. Altı gün sonra tablolar inecek, başka bir yere gidecek — koleksiyoner depolarına, vakıf sergi salonlarına, belki de müzayede salonlarının ön bekleme odalarına. Baselitz geri dönmüyor. Ama bir süre daha burada.
