SevantheModa, kültür ve iyi yaşam
DerlemelerBülten

Sinema

Nolan'ın 2 Milyon Fit Kumarı: The Odyssey ve Filmin Geri Dönüşü

Christopher Nolan, The Odyssey için 2 milyon fit IMAX filmi kullandı. Bu bir teknik tercih değil, sinemanın ne olduğuna dair bir iddiadır.

· Sinema Editörü · · 2 dk okuma
Büyük bir IMAX film makarasının yakın çekimi, emülsiyon dokusu ve projeksiyon ışığı

Bir IMAX film kamerası üç dakikalık görüntü alır. Sonra durur. Yeniden yüklenir. Sahneler yüzlerce kez, binlerce fit emülsiyon harcanarak çekilir. Bu, dijital kameranın sonsuz hafızasından, anında oynatma özelliğinden, kusursuz ve steril görüntüsünden bilinçli olarak uzaklaşmaktır. Nolan bunu onyıllardır savunuyor; The Odyssey ise bu savunmanın en pahalı, en iddialı biçimidir.

Film Neden Önemli: Grain, Hata ve Zaman

35mm ya da 70mm filmde çekilen bir kare, ışığın fiziksel olarak kimyasal bir yüzeye çarpmasıyla oluşur. Bu temasta kaçınılmaz bir titreşim var: grain. Dijital sinema bu titreşimi ortadan kaldırır, her kareyi matematiksel olarak mükemmel kılar. Peki mükemmellik sinemanın neye ihtiyaç duyduğu bir şey midir? Nolan'ın yanıtı nettir: değil. Sinemanın dokusu, hatası ve çatlağı olan malzemeyle düşünür. Grain, yalnızca estetik bir tercih değil, zamanın kendiyle kurduğu bir ilişkidir. Emülsiyon bozulur, solar, çizilir — tıpkı hafıza gibi. Bu yüzden Tarkovsky'nin Ayna'sı o kadar güçlüdür: görüntüler hatırlanıyor gibi titrer, yeniden inşa ediliyor gibi sallanır.

The Odyssey için ölçek bambaşkadır: Homer'in destanının devasa coğrafyasını IMAX'in eşi görülmemiş boyutuyla birleştirme cesareti. Nolan ve görüntü yönetmeni Hoyte van Hoytema, IMAX'in kameralarını 91 günlük çekim boyunca ilk kez tamamen sahada kullandı. 400 pound ağırlık; dağlar, okyanus kıyıları, çöller. Bu kararın pratikte ne anlama geldiğini düşünün: her plan sonu kamera durur, yeniden yüklenir. Anlık izleme yok. Sahneyi gerçek zamanlı göremiyorsun. Bu, direktörü ve aktörü sezgiye, güvene, sahnenin içindeki enerjiye bırakır. Belki de modern setlerin kaybettiği tam da bu kırılganlıktır.

Dijital set monitörü, seti tanrısal bir bakışla izlemenin illüzyonunu verir. Film ise sizi kör eder — ve bu körlüğün içinde sahne yaşar.

Bir Manifestonun Sınırları

The Odyssey'e saldırılabilecek en kolay nokta şu: 200 milyon dolarlık bütçesiyle, Tom Holland ve Zendaya gibi küresel yıldızlarla çevrilmiş, her IMAX salonu rezervasyonunu aylarca önceden kilitlemiş bir Hollywood yapımı için 'direniş' kelimesini kullanmak biraz tuhaf. Nolan'ın film savunuculuğunun kırılgan yanı tam burada yatıyor: bu davanın cephanesini, ancak dünyanın en güçlü endüstri oyuncularından biri olunca kuşanabiliyorsunuz. Bağımsız bir Türk filmi, ya da bir Pedro Costa yapımı, bu çapta bir filme ait teknik lüksü asla kullanamaz.

Yine de manifestonun kendisi önemli. TIFF Lightbox, bu yaz 'Christopher Nolan: Grand Designs' adlı kapsamlı bir retrospektife ev sahipliği yapıyor — tüm filmler 35mm ve 70mm baskılardan gösterilecek. Bu bir nostalji programı değil; genç sinefillerin emülsiyonla ilk kez karşılaşabileceği bir eğitim anı. The Odyssey 17 Temmuz'da vizyona girdiğinde, sinema salonlarının dolup dolmayacağını ve bu kalabalığın filmi mi yoksa Nolan'ın ismini mi izlediğini merak ediyorum. İkincisi olursa bile, film onları salonun karanlığına çekiyor. Ve o karanlıkta emülsiyon yakıcı biçimde parlar.

Bu ayrımı görmezden gelmemek gerekiyor: Nolan'ın film savunuculuğu, film üretiminin demokratikleşmesiyle çelişen aristokratik bir boyut taşıyor. Ama sinema tarihine bakıldığında büyük kararların her zaman bu gerilimde alındığı görülüyor. Kubrick de gönüllü bir demokrat değildi. Belki film tarihinin her döneminde biri, aşırı pahalı ve aşırı ısrarcı bir şekilde, sinemanın ölmesine izin vermiyor.

  • christopher-nolan
  • imax
  • 35mm
  • the-odyssey