SevantheModa, kültür ve iyi yaşam
DerlemelerBülten

Sinema

Yavaş Sinemanın Direnişi: Bir Plan Neden Dakikalarca Sürer?

Hız çağında yavaş sinema, bizi düşünmeye ve hissetmeye çağıran bir isyan. Tarkovsky’den Ceylan’a, uzun planın ve dinginliğin sinema dilindeki gücüne bakıyoruz.

· Sinema Editörü · · 2 dk okuma
Tarkovsky'nin Ayna filminden bir kare; rüzgârda savrulan otlar ve dingin bir doğa manzarası.

Sinema salonunun karanlığında, perdede bir adam yürüyor. Dakikalar geçiyor, adam hâlâ yürüyor. Ne bir patlama var ne bir diyalog ne de bir müzik. Yalnızca ayak sesleri ve rüzgâr. İşte yavaş sinemanın kalbi burada atıyor ve bu kalp, hız çağında atmayı reddediyor.

Yavaş sinemaya çoğu zaman 'sıkıcı' yaftası vurulur. Oysa o, seyirciye duyulan derin bir saygının işaretidir. Bizi düşünmeye, hissetmeye, boşlukları kendi zihnimizle doldurmaya çağırır. Tarkovsky’nin dediği gibi: 'Sinema, zamanı biçimlendirme sanatıdır.' Yavaş sinema da zamanı esneterek bize kendi ritmini taşır.

Zamanın Heykeltıraşları

Andrei Tarkovsky’nin Ayna (1975) filmindeki o ünlü sahneyi düşünün: rüzgârda savrulan otlar, ahşap evin üzerine düşen yağmur, annenin saçlarını okşayan ışık. Bu planlar dakikalarca sürer ve bize zamanın dokusunu duyurur. Tarkovsky için izleyiciye saygı duymak, onun düşünmesine izin vermekti. Yavaş sinema da budur işte: seyirciye güvenmek.

Robert Bresson’ın Bir Taşra Papazının Günlüğü (1951) filminde papazın içsel çatışması neredeyse hiç konuşmadan, bakışlarla ve gündelik eylemlerin tekrarıyla anlatılır. Bresson, 'model' dediği oyuncularıyla duyguyu abartısız bir sadelikle perdeye taşır. Bu sadelik, seyirciyi karakterin ruhuna ortak eder.

Yavaş sinema, seyirciyi pasif bir tüketici olmaktan çıkarıp aktif bir katılımcıya dönüştürür. Her boşluk, bir düşünce alanıdır.

Doğa Erinç

Türkiye’de Yavaş Sinemanın İzleri

Nuri Bilge Ceylan, sinemasında zamanı bir karakter gibi kullanır. Bir Zamanlar Anadolu’da (2011) filminde, gece boyunca süren ceset arama sahnesi, Anadolu’nun sonsuz bozkırında kaybolan ruhları resmeder. Ceylan’ın sineması seyirciden sabır ister; ama bu sabrı derin bir tefekkürle ödüllendirir.

Yeşim Ustaoğlu’nun Pandora’nın Kutusu (2008) filminde, yaşlı bir kadının kayboluşu üzerinden aile bağları sorgulanırken kamera uzun süre karakterlerin yüzlerinde gezinir. Konuşmanın kesildiği o anlarda, bir bakış ya da titreyen bir dudak, sözcüklerin söyleyemediğini söyler.

Ne var ki Türkiye’de sanat sineması salonlarının kapanması, bu filmlerin seyirciyle buluşmasını güçleştiriyor. Oysa yavaş sinema, kültürel hafızanın taşıyıcısı. Algoritmaların dayattığı hızlı tüketim kültürüne karşı da bir direniş.

Uzun Planın Politikası

Yavaş sinema aynı zamanda politik bir duruş. Chantal Akerman’ın Jeanne Dielman, 23 quai du Commerce, 1080 Bruxelles (1975) filmi, bir ev kadınının tekdüze hayatını gerçek zamana yakın bir sürede anlatır. Bu tekdüzelik, kadının görünmeyen emeğini ve ataerkil baskıyı açığa çıkarır. Uzun planlar, seyirciyi suç ortağı yapar.

Bugün, çizgi roman uyarlamalarının ve süper kahraman filmlerinin hızlı kurgusu seyirciyi düşünmekten alıkoyuyor. Yavaş sinema ise bizi rahatsız eder, sorgulatır. Scorsese’nin savunduğu gibi, sinema insanın kalbine ve ruhuna dokunmalı. O dokunuş için zaman gerekir; aceleye gelmez.

35 mm’nin greni, sinemanın tenidir; dijitalin steril pürüzsüzlüğünde o tenin sıcaklığını kaybettik. Yavaş sinema, o sıcaklığı geri çağırır.

Doğa Erinç

Yavaş sinema bir kaçış değil, bir yüzleşme. Kendi içimizle, zamanın akışıyla, varoluşun ağırlığıyla. Bir sonraki film seçiminizde algoritmanın önerilerinin yanına kendi merakınızı da koyun. İki saat boyunca telefonunuza hiç bakmadığınız, salondan çıkınca bir süre konuşamadığınız bir film bulduysanız, yavaş sinema sizi çoktan içine almıştır.

  • yavaş sinema
  • auteur
  • Tarkovsky
  • Nuri Bilge Ceylan
  • sessizlik