SevantheModa, kültür ve iyi yaşam
DerlemelerBülten

Sinema

Ceylan'ın Uzun Diyalogu: Ahlat Ağacı'nda Konuşmanın Bedeli

Nuri Bilge Ceylan, 2018'de Ahlat Ağacı ile sinemasının alışılmış görsel yavaşlığından diyaloğa kaydı — bu kayış, sanat sineması konvansiyonlarına bilinçli bir itiraz.

· Sinema Editörü · · 4 dk okuma
Bir Anadolu kasabasında çınar ağaçları arasında yürüyen iki erkek figürü, öğleden sonra ışığında

2018 Cannes Film Festivali'nde Ahlat Ağacı'nın ilk gösteriminin ardından dakikalarca ayakta alkışlandığı, ama aynı festivalde Palme d'Or'u alamadığı biliniyor. Bu gerginlik — uzun alkış, ödülsüz dönüş — filmin Türk sinema eleştirisinde aldığı muğlak karşılığın da özetidir: görülmüş, hissedilmiş, ama tam anlamıyla yerleştirilememiş. Ceylan bu filmde daha önceki sinemasının belirgin özelliklerinden birinden, görsel tutumluluktan, uzaklaşmış; konuşma sahneleri uzamış, tartışmalar derinleşmiş, karakterler birbirini köşeye sıkıştırmaya başlamıştır. Bu kayma, bir ustalık gösterisi mi yoksa farklı bir şeyi denemek için risk almak mı — soruyu açık bırakmak, filmi daha ilginç kılar.

Diyaloğun Yükü: Bir Kasabada Herkes Konuşuyor

Sinan, üniversiteden dönen genç bir yazar adayıdır. Çanakkale'nin bir kasabasında baba evine döner; babası kumarda battı, annesi bitkin, kasabada kendini ifade edecek bir alan yok. Sinan'ın kitabını bastırmak için çırpınması — bıkkınca redaksiyon ofisine, oradan bir imama, sonra belediye başkanına, sonra eski bir arkadaşa gitmesi — filmin iskeletidir. Bu yolculuk boyunca her konuşma, bir tartışmaya, her tartışma bir hesaplaşmaya dönüşür.

Ceylan, bu değişimi kendisi 'bir tür başkaldırı' olarak tanımladı: 'Diyalogdaki bu artış, sinemaya dair bazı dogmalara karşı durmaktı.' Görselliği anlam taşıyıcı olarak dışlamak değil; diyaloğu görsel kadar güçlü bir malzeme olarak kullanmak istedi. Sinan ile imamın cami avlusundaki uzun tartışması, ya da eski aşkıyla çınar ağaçları altındaki konuşma — bu sahneler, filmin görsel yavaşlığına paralel bir entelektüel yoğunluk taşır.

Ceylan'ın diyalog yazımı, senaryo ortağı Ebru Ceylan ile birlikte şekillenir. Bu işbirliği filmin kadın bakışını da taşır; Sinan'ın her konuştuğu karakter bir aynaya dönüşür, ve bu aynanın açısını belirleyen kadın perspektifi filmin en az tartışılan ama en belirleyici katmanıdır. Sinan'ın dünyayı anlamlandırma çabası sürekli erkek muhatablarla yürütülür; ama her konuşmanın altında, Sinan'ın göremediği ya da görmek istemediği bir şeyin ağırlığı birikir.

Ahlat Ağacı Neyi Konuşuyor

Ceylan sinemasında konu her zaman derinlemesine kişisel olanla toplumsal olanın kesişme noktasıdır. Üç Maymun'da bir aile, Bir Zamanlar Anadolu'da'da bir ölüm, Kış Uykusu'nda bir ev — her filmdeki somut durum, Türkiye'nin belirli bir ruhsal atmosferini şifreler. Ahlat Ağacı'nda da kasabanın dar imkânları, çaresiz çaba içindeki baba figürü ve Sinan'ın huysuz idealizmi, bugün Türk toplumunda yeniden üretilen kültürel çıkmazların anatomisidir.

Babanın kumar borcu ve Sinan'ın kitap parası arasındaki paralellik tesadüf değildir. Her ikisi de erken tüketilen bir kaynak üzerine kuruludur: biri parayı, diğeri zamanı ve dikkat kapasitesini harcayarak varolmaya çalışır. Bu iki çöküşün aynı çatı altında yaşanması, filmin aile dramını kişisel bir trajedi olarak değil yapısal bir tıkanma olarak okumasını sağlar. Sinan'ın babaya duyduğu öfke bu yüzden ikirciklidir; hem kişisel hem de kolektif bir kaybın öfkesidir.

Ceylan karakterlerini konuşturur ama onları yanıtla ödüllendirmez. Bu, Anadolu'nun bir özelliği gibi gelir: herkes konuşuyor, kimse cevap almıyor.

Doğa Erinç

Görsel Dil Diyalogla Çatışır mı

Ahlat Ağacı'nı bir bütün olarak değerlendirdiğinizde diyaloğun görsel dili bastırmadığını görürsünüz. Kamera, kasabanın gri ve sarı tonu arasındaki Anadolu peyzajını önceki filmlerle aynı titizlikle çerçever; ama bu kez karakterlerin yüzü peyzaja eşlik etmekten çok onu domine eder. Bu tercih, Ceylan'ın 'Bir Zamanlar Anadolu'da'da doruğa çıkan doğa-karakter ilişkisini Ahlat Ağacı'nda yeniden kurmasıdır — ama diyaloğu ön plana alarak. Bu bir gerileme değil, farklı bir mesafedir.

Bir sahnede Sinan ile belediye başkanı arasında geçen kısa ama sert alışveriş, filmin siyasi gövdesini ortaya koyar: sanat, para olmadan nereye gider? Bu soru, Türkiye'de sanat sinemasının bugünkü konumuyla örtüşmesi açısından belgesel bir değer taşır.

Filmin sinematografisi Gökhan Tiryaki'nin elinden çıkar. Tiryaki, Ceylan'ın önceki filmlerinde de imzası olan o ağır, kasıtlı çerçevelemeyi sürdürür; ama Ahlat Ağacı'nda kamera bazen diyaloğun hızına ayak uydurmak zorunda kalır, ve bu zorunda kalma hali görüntüde belirli bir gerilim yaratır. Uzun diyalog sahnelerinde kamera sabit kalır; ama bu statiklik edilgenlik değildir. Konuşmayı izlemeye zorlayan bir kararlılıktır.

Türk Sanat Sinemasının Ceylan Sorunu

Nuri Bilge Ceylan, Türk sanat sinemasının hem en güçlü hem de en tartışmalı adıdır. Bir tarafta, onun varlığı dünya festivallerinde Türkiye'yi temsil eden tek güçlü sesin oluşmasına katkı sağlamış. Öte yanda, sinemanın yalnızca ona endekslenmiş görünmesi — yeni yönetmenlerin dağıtım ve görünürlük imkânından yoksun olduğu koşullarda — bir ekosistem sorununu işaret eder. Ahlat Ağacı bu sorunu dolaylı yoldan ele alır: Sinan'ın başarısızlığı, yalnızca bireysel bir dramatik kader değildir.

Türkiye'de sinema finansmanı ve dağıtım altyapısının kırılganlığı, Sinan'ın kasabada yaşadıklarında somut bir karşılık bulur. Yayınevleri reddetmiştir, yerel yönetim ilgisizdir, gençlik arkadaşları kariyerist kaygılara saplanmıştır. Bu tablo, bireysel bir başarısızlık hikâyesi olarak okunabilir; ama Ceylan onu toplumsal bir koşulun anatomisi olarak sunar. Ve bu sunum, filmin Türk seyircisine uluslararası festivalcilerden farklı bir şey söylemesini sağlar.

Ceylan, Türk sinemasına dünyanın kapılarını açtı; ama o kapıların gerisinde sadece tek bir yönetmen duruyorsa bu bir başarı mıdır, yoksa bir sorun mu?

Doğa Erinç

Ahlat Ağacı bittiğinde Sinan ne oldu sorusunu taşırsınız. Ama asıl soru daha başkadır: onun yazdığı kitap okundu mu? Ceylan yanıt vermez. Bu belirsizlik, bazen bir teknik zariftir; bazen gerçek bir cevabın yokluğunu işaret eder. Her ikisi de doğru olabilir. Ve bu iki olasılıkla birden yaşayabilmek — filmin sizi bıraktığı yerden kendi sorularınızı sormaya devam etmek — Ceylan sinemasının istediği şeydir. Ahlat Ağacı bu talep açısından en iddialı olanıdır; çünkü diyaloğun yükünü izleyiciye devrederek sizi de o kasabanın bir sakinine dönüştürür. Film boyunca dinlediğiniz tartışmalar bittiğinde, Sinan'ın muhatabları değil siz tartışıyorsunuzdur artık: sanatın ne işe yaradığı, babanın borcunun nasıl okunması gerektiği, küçük kasabalardan çıkıp çıkamamanın bir kader mi yoksa bir tercih mi olduğu. Bu sorularla film salondan çıkar ve sizin içinizde yoluna devam eder.

  • nuri bilge ceylan
  • ahlat ağacı
  • türk sineması
  • diyalog
  • cannes
  • auteur