SevantheModa, kültür ve iyi yaşam
DerlemelerBülten

Gastronomi

Gürcistan Sınırındaki Şişe

Artvin'in Borçka ilçesinde, Türkiye-Gürcistan sınırına birkaç saatlik mesafede, Safiye Arifağaoğlu adında bir avukat ailesiyle birlikte kil küplere şarap yapıyor. Türkiye'nin Doğu Karadeniz'deki tek kayıtlı bağevi Mesashuna, bir trend değil, bir aile hafızası.

· Gastronomi & Şarap Editörü · · 2 dk okuma
Artvin Borçka'daki Mesashuna bağevinde toprağa gömülü qvevri kil küpü, doğal ışık

Artvin'de çay tarlaları biter, orman başlar; orman biter, dağ başlar. Borçka, bu geçişlerin tam ortasında bir ilçe — Çoruh Nehri'nin yamaçlara kazıdığı derin vadide, Gürcistan sınırına iki saatlik mesafede. Burada kil toprağı ağır, yağış yılın on ayına dağılmış. Şarap bağı için akıllıca bir yer seçimi gibi görünmüyor. Ama Arifağaoğlu ailesi bu toprağa on yedi yıl önce iki Gürcü asma dikti: Rkatsiteli ve Saperavi. Bugün o dikimden Türkiye'nin Doğu Karadeniz'deki tek kayıtlı bağevi doğmuş durumda.

Aile Adından Bir Portmanto

Mesashuna, kardeşlerin adlarından oluşturulan bir portmanto. Ama hikâye isimden önce başlıyor: aile, Gürcü kökenli. Patron Yusuf Arifağaoğlu, mülklerindeki tarihi marani'yi — geleneksel Gürcü şaraphane yapısını — küçük bir müzeye dönüştürmüş. Gürcü miras burada sadece soy kütüğü değil, üretim felsefesinin kendisi. Şaraplar yalnızca toprak altına gömülü qvevri'lerde, yani kil küplerde mayalanıyor ve olgunlaşıyor. Ticari arıtma yok, filtrasyon yok, kükürt yok. İçeri hiçbir şey girmez, dışarı hiçbir şey çıkmaz.

Bağevi bugün Safiye Arifağaoğlu'nun elinde. Avukatlıktan bağcılığa geçiş, bu cümleyle kolayca özetleniyor — ama asıl mesele şu: Safiye, her ay küpleri aktarıyor. Racking denen bu teknik, dipte biriken tortunun ayrışmasını sağlıyor ve şarabın doğal berraklaşmasını izliyor. Sabır, bir üretim tekniği değil, burada bir tercih.

Mesashuna'nın Rkatsiteli'si sarı değil, kehribar. Qvevri'deki cilt teması şarabı turuncuya çekiyor; içimde armut ve kuru papatya var, altında Karadeniz'in nemli orman toprağını hatırlatan toprak tınısı. Saperavi ise koyu vişne, neredeyse mat bir kırmızı — tanen yapısı qvevri'nin gözenekli duvarıyla pürüzleşmiş, kuru erik ve baharatlı bir son. İkisi de Kakheti'yi, yani Gürcistan'ın Doğu bölgesini hatırlatıyor; ama Borçka'nın çay toprağı kendini belli ediyor. Bu ayrım küçük ama gerçek.

Türkiye'nin doğal şarap tartışması çoğunlukla Urla, Trakya ve Kapadokya ekseninde döner. Artvin bu haritada neredeyse yok — oysa bu şişeler, o eksikliği tam ortadan cevaplıyor.

Türkiye'nin doğal şarap tartışması çoğunlukla Urla, Trakya ve Kapadokya ekseninde dönüyor. Yerli üzümler — Öküzgözü, Narince, Emir, Papazkarası — bu söylemin taşıyıcısı. Artvin bu haritada neredeyse yok. Oysa Gürcistan sınırındaki bu üzümler, coğrafi anlamda Anadolu'nun değil, Kafkasya'nın derinliklerinden gelen tohumlar. Rkatsiteli ve Saperavi, şarapçılığın yazılı tarihinin en eski üzümleri arasında geçiyor — bazı tahminlere göre sekiz bin yıl öncesine uzanan bir yetiştirim geleneğiyle.

Benim için Mesashuna'yı değerli kılan şey prestiji değil, tutumu. Burada herhangi bir ödül listesi yok, herhangi bir ihracat ortağı duyurusu yok. Yusuf Arifağaoğlu müzeyi kendi kurmuş, Safiye ayda bir qvevri'nin başında. Bu ölçek, endüstriyel şarap üretiminin karşısında hiçbir şeydir; ama dürüst olmak adına söylemeliyim: bazı en iyi şişeler bu hiçlikten çıkıyor.

Karadeniz'in Türk şarap haritasındaki boşluğunu daha önce yazmıştım. Hırtariş üzümünün Kerasus'taki uykusundan söz etmiştim. Mesashuna bu boşluğa farklı bir kapıdan giriyor: Gürcü üzümüyle, kil küpte ve tamamen farklı bir kıyı. Artvin hiç Türkiye'nin 'şarap bölgesi' sayılmayacak. Ama bu şişe, o sayılmayan yerlerin zaman zaman en dürüst şeyleri söylediğini hatırlatıyor.

  • dogal-sarap
  • anadolu
  • qvevri
  • karadeniz