Sanat & Müzayede
Bir Adamın Bir Yılı: Hockney'nin iPad Frizini Nasıl Okumalı
Seksen sekiz yaşında, pandemi ortasında, bir bahçede iPad'le 90 metre boyunca yaşanan zamanı nasıl tutarsınız? Serpentine North bu soruyu sormaksızın cevaplamış.

Bayeux Tapestry sekiz yüz yıl boyunca katlanıp açıldı, nem ve ışık gördü, savaşlardan ve müze atmosferinden geçti. Nihayet bu yıl British Museum'a geliyor — ilk kez Fransa dışına çıkarak. Hockney bunu biliyordu. 'A Year in Normandie' frizini Bayeux'e öykündürerek yarattığında, elinde iğne yerine dijital kalem vardı; kumaş yerine iPad ekranı. Serpentine North'ta, bu iki zaman ve iki araç arasındaki mesafeyi düşünmekten kendimi alamadım.
Friz 90 metredir. 220 panelden oluşur. Hockney hepsini 2020–2021 kışında Normandiya bahçesinde, pandemi kapanması sırasında iPad'e çizdi. Bunu öğrenince içgüdüsel tepki genellikle şu oluyor: 'Ah, pandemide ne yapıldı işte.' Bu tepki yüzeyseldir. Hayatın neredeyse tüm kanallarının kapandığı bir dönemde, seksen yaşını aşkın bir sanatçının dışarı çıkamamak yerine penceresinden baktığı bahçeyi bir yıl boyunca kaydetmesi, psikolojik bir berraklaşmanın ürünüdür. Karartılmış bir aklın değil, daraltılmış bir alanın içinde tam konsantrasyon.
Araç Sorun Değil, Sorun Seçim
iPad meselesini bir kenara bırakalım ya da bırakmayalım — çünkü orası anlatının en gergin noktası. Hockney dijital araçları 2000'lerin başından beri kullanıyor: önce faks makinesi, ardından iPhone, sonra iPad. Her seferinde alınan tepki öngörülebilir bir çerçevede sıkıştı: teknoloji mi sanat mı, gerçek mi değil mi. Bu soruların tükendiğini düşünüyorum. Dijital kalem, kağıt kalem gibi baskı uygular; renk katmanlanır, seçilir, silinir. Elde kalan iz öznel bir seçimin ürünüdür. Seçimin nerede biriktiğine bakılırsa araç önemsizleşir.
Şimdi Normandie frizinin önünde, soldan sağa doğru yürüyorsunuz. Kış gri ve çıplaktır. İlkbahar yavaş kızarır. Yaz patlar — sarılar, yeşiller, mavi derinleşmeleri. Sonbahar söner, döngü kapanır. Mevsimler burada haber değil, beden hafızasıdır; bilgi olarak değil sezgi olarak okunur. iPad renkleri asla solar olmadığı için — ekran daima taze kaldığı için — bu bahçenin solmaması da benim için onu hem inandırıcı hem tartışmalı kılıyor. Gerçek bahçeler uçar. Bu bahçe donmuş. Hockney'nin kazandığı şey orada; kaybettiği şey de orada.
Sergiyi tamamlayan yeni tuvallerden bahsetmek gerekiyor: beş natürmort, beş portre. Hepsi aynı kareye sığdırılmış gibi kurgulanmış, tutarlı bir yüzleşme ekseninde. Ailesi ve bakıcıları var. Yüzler doğrudan bakıyor. Bu cesaret, bazen küratörel bağlamda kaybolup gidiyor ama bana öyle geliyor ki Hockney gerçekte iki farklı soruyu yanyana koymuş: bir yıl boyunca bahçeyi kaydeden adam, aynı dönemde yanındaki insanları da bu dikkatle görmüş mü? Portreler bunu söylüyor.
Bayeux'ün Mirasçısı mı?
Bayeux Tapestry'nin anlatı işlevi siyasiydi: fethi meşrulaştırdı, güç hiyerarşisini görselleştirdi, tarihin kazananını seçti. Hockney'nin frizinin anlatısı tersine çevrilmiş: kazanan yok, siyasi yok, yalnızca bir bahçe ve değişen ışık. Bu bilinçli bir karşı-anlatı mı, yoksa masum bir estetik tercih mi? Bence ikisi arasında sallanıyor. Hockney Bayeux'e biçimsel bir saygı sunuyor ama içerik olarak tam karşısına geçiyor. Bu da ona göre yeterli. Bana göre o gerilim biraz daha açılabilirdi.
Sergi 23 Ağustos'a kadar Serpentine North'ta ücretsiz açık. Binanın etrafını kaplayan büyük baskılı mural ise dışarıdan da görülüyor. Bir yaz öğleden sonrası, Hyde Park ortasında, pandemi bahçesinin yanından geçmek tuhaf bir his bırakıyor — sanki zaman katmanlandı ve biri bize 2020'yi göstermek için 2026'yı bekledi.