SevantheModa, kültür ve iyi yaşam
DerlemelerBülten

Sinema

Bedenin İçinde Bir Yönetmen: Aronofsky'yi Okumak

Locarno Film Festivali, 14 Ağustos'ta Darren Aronofsky'ye Pardo d'Onore verecek. Pi'dan Requiem'e, The Fountain'dan Mother!'a uzanan kariyer çizgisi, Amerikan auteur sinemasının en tutarsız ve en tutarlı seslerinden birinin portresidir.

· Sinema Editörü · · 3 dk okuma
Karanlık bir sinema salonunda projeksiyon ışığı ve boş perde, Locarno atmosferi

Darren Aronofsky'nin 1998 tarihli ilk uzun metrajı Pi'nın en ünlü imgesi, muhtemelen o matematiksel sarmal değildir. Asıl imge şudur: Max Cohen, kendi kafasına matkap deler. Beynini haritalamanın, evrenin kodunu çözmenin tek yolunun kendi düşüncesini durdurmak olduğunu anladığı an. Bu sahne Aronofsky'nin tüm sinemasının, yirmi sekiz yıl boyunca farklı kostümlerle yineleyeceği temel sahnesiydi: beden, zihnin ya da ruhun ödülü için kendini parçalıyor.

Locarno Film Festivali'nin bu yıl Pardo d'Onore vereceği yönetmen, önceki onurlandırılanlar arasındaki Agnès Varda, Jean-Luc Godard ya da Werner Herzog gibi tartışmasız bir kanon figürü değil. Aronofsky seçimi, bir tartışmanın davetiyesidir. Ve iyi sinema yazını tam burada başlar: ödül etrafındaki paydos değil, ödülü zorunlu kılan kariyer çizgisinin okunması.

Requiem, The Fountain ve Ortadan Ayrılan Yollar

Requiem for a Dream (2000), Aronofsky'nin en güçlü ve en sert filmidir. Hubert Selby Jr.'ın aynı adlı romanından uyarlanan bu yapıt, dört bağımlılık hikâyesini paralel montajla koşturur ve her birini kaçınılmaz bir çöküşe taşır. Clint Mansell'in müziği, Matthew Libatique'in kamerası ve özellikle filmde kullanılan 'hızlı kesme-yakın çekim-aşırı ses' dizisi sinema diline yeni bir imge katmanı ekledi — bu kombinasyon o günden bu yana onlarca filmde taklit edildi, hiçbirinde Requiem'deki aciliyet hissiyle. Ellen Burstyn'in performansı, bir kadının yalnız bir dairede televizyon şovlarının vaat ettiği yaşama kendini tüketişini öyle somutlar ki; izledikten sonra günler boyu o sarı saçlı, kırmızı elbiseli figür kafadan çıkmıyor.

The Fountain (2006) ise tam karşı uçta durur: aşırı hırslı, çoğu zaman anlaşılması güç, Aronofsky'nin en 'başarısız' filmi olarak anılan yapıt. Üç paralel zaman dilimi, ölümsüzlük ve yas, Hugh Jackman, Clint Mansell'in o dize getirici müziği. The Fountain'ı ilk izlediğimde anlamlı buldum; ikinci izleyişte dağıldı; üçüncüde yeniden bir bütün olarak toplandı. Bu, kötü filmlerle değil, karmaşık filmlerle mümkün olan bir deneyimdir. Buna rağmen Aronofsky'nin en az seyirci izlediği filmlerden biri olmaya devam ediyor — ki bu, The Fountain için bir suçlama değil, bir ipucu.

Ring ve Sahne: Aynı Sorunun İki Yüzü

The Wrestler (2008) ve Black Swan (2010) bu filmografinin orta dönemi için bir çift-film gibi işlev görür: biri ring, diğeri sahne; biri yıpranmış et ve alçıpan, diğeri tutu ve tüy; ikisi de aynı soruya yönelir — mükemmeliyetin bedeli nedir? Mickey Rourke'un Randy Robinson'ı ile Natalie Portman'ın Nina Sayers'ı, birbirlerinin aynasına baktıklarında onları birleştiren şeyi anlamak mümkün: ikisi de kendi bedenini bir araç olarak görüyor, ikisi de o aracın kırıldığı noktaya koşuyor. Aronofsky bu iki filmde biçimsel bir sadeliğe ulaştı — ve sadeliğin onu ne kadar özgürlüğe taşıdığını gösterdi.

Aronofsky sinemasının değeri, belki de bütün filmlerini sevmeyi imkânsız kılmasında yatıyor. Ama hiçbirini görmezden gelmek de mümkün değil.

Mother! (2017), filmografinin en tartışmalı noktası. Birinden nefret edenler varsa ki vardı — CinemaScore'dan 'F' notu alan sayılı filmlerden biri — bu nefreti hak etmiyordu tam olarak. Darren Aronofsky'nin burada yaptığı şey netdi: ev, kadın bedeni, yaratıcı süreç ve dini mit üzerine bazen çığlık atarak çizilmiş alegorik bir yapı. Evet, şiddet aşırıydı ve alegorik çerçeve şeffaflıktan çok acımasız bir şeffaflığa döndü — ama bu, sinema diline inanmayan bir yönetmenin değil, sinemanın tahammül sınırına güvenen birinin işiydi. Jennifer Lawrence'ın yüzüne yapılan sürekli yakın plan, yönetmenin 'kamera nereye bakacak' sorusunu en köktenci biçimde yanıtlamasıydı.

14 Ağustos'ta Locarno Piazza Grande'de The Fountain ve Mother! gösterilecek. İki film. Bu seçim tesadüf değil. The Fountain, Aronofsky'nin en özgür ve en hırslı girişimi; Mother! ise en cesur ve en reddedilen. Locarno bu seçimle 'seni en popüler işin için değil, en tutarsız cesaretinle onurlandırıyoruz' diyor.

  • darren-aronofsky
  • locarno-2026
  • amerikan-sinemasi
  • auteur
  • kariyer-analizi