Sinema
Sınırın İki Yakası: Grisebach'ın The Dreamed Adventure'ı ve Cannes 2026'nın Jüri Ödülü
Valeska Grisebach, Bulgaristan'ın Türkiye ve Yunanistan'la birleştiği sınırda geçen, bir arkeoloğun suça kayışını anlatan The Dreamed Adventure'la Cannes'ın Jüri Ödülü'nü kazandı. Gündelik gerçeklikten damıtılmış bir gangster destanı.

79. Cannes Film Festivali'nin ödül töreninde sahneye çıkan Valeska Grisebach, kazandığı Jüri Ödülü'nü açıklarken filmden değil, insanlardan söz etti. Bulgaristan'da bir film çekerken konuştuğu kadınların hayatını anlattı: zor bir dönem, erkeklerin belirlediği bir çağ, havada asılı duran bir savaş hissi. The Dreamed Adventure — Almanca özgün adıyla Das geträumte Abenteuer — işte tam da bu havayı sinemaya taşıyor. Görkemli bir prodüksiyon değil; sınırda, tozun ve hep yakında duran bir tehdidin içinde kurulmuş bir film.
Grisebach, Cannes ana yarışmasına ilk kez bu filmle girdi ve festivalin üçüncü en önemli ödülüyle, Prix du Jury ile döndü. Bu, sürpriz değil; daha çok bir teyit. Yirmi yılı aşan bir kariyer boyunca acele etmeden, az sayıda film çekerek ilerleyen bir yönetmenin, kendi sinema dilini en olgun haline getirdiği an. Festivalin zirvesini Cristian Mungiu'nun Fjord'u (Altın Palmiye) ve Andrey Zvyagintsev'in Minotaur'u (Büyük Ödül) paylaşırken — ikisini de ayrı yazılarımızda ele aldık — jüri, gürültüden uzak duran bu filmi öne çıkararak ilginç bir tercih yaptı.
Sınır Kasabasında Bir Arkeolog
Film, Bulgaristan'ın Türkiye ve Yunanistan'la birleştiği sınır bölgesinde, Svilengrad yakınlarında geçiyor; merkezinde Veska adlı bir arkeolog var. Veska'nın mesleği toprağın altından geçmişi söküp almak. Eski bir tanıdığıyla — Saïd'le — yeniden karşılaşması, onu beklemediği bir dünyanın eşiğine getiriyor. Her kararıyla biraz daha derine inerek bölgenin suç ağlarının içine sürükleniyor. Eskiden çağların hafızasını gün yüzüne taşıyan kadın, bu kez şimdiki zamanın saklı sırlarına dokunuyor.
Hikâyenin basitliği aldatıcı. Yüzeyde sıradan bir taşra dramı gibi başlayan film, yavaşça bir gangster destanının bütün unsurlarını topluyor: nüfuzlu bir mafya figürü, karanlık bir geçmiş, hayatta kalmayla suç arasındaki o ince çizgi. Balkan savaşlarının ve komünist dönemin hafızası, manzaranın altında bir yeraltı suyu gibi akıyor. Grisebach bunu bir tez gibi anlatmıyor; bölgenin istikrarsızlığını karakterlerin tedirgin yürüyüşüne, bir bakışın gerginliğine yedirerek gösteriyor.
Berlin Okulu'nun Sabrı, Tür Sinemasının İskeleti
Grisebach'ı tanıyanlar için bu yöntem yabancı değil. 1968 doğumlu yönetmen, gerçekçiliği esas alan Berlin Okulu akımının önemli isimlerinden. Sineması yavaş, sade, uzun planları seven bir sinema; amatör oyuncularla çalışıyor ve onları öyle bir doğallıkla yönetiyor ki kamera adeta görünmez oluyor. Mein Stern (2001), Sehnsucht (2006) ve özellikle 2017 tarihli Western, bu titiz yaklaşımın izlerini taşıyordu. The Dreamed Adventure, kariyerinin dördüncü uzun metrajı ve bir bakıma Western'in kız kardeşi.
Bu akrabalık tesadüf değil. Western'i de Bulgaristan'da çekmiş, o filmde bir grup Alman işçinin yabancı bir toprakla kurduğu gerilimi western türünün araçlarıyla anlatmıştı. The Dreamed Adventure aynı kuyudan su çekiyor: yine bir sınır kasabası, yine klasik Hollywood türlerinden ödünç alınan bir iskelet — bu kez gangster filmi ve film noir. Eleştirmenler filmi 'belgesel diliyle yeniden çekilmiş bir Bulgar Baba' diye tanımladı; tür sinemasının kalıplarını gündelik hayatın doğaçlama anlarından devşiren bir yapı.
İşte filmin asıl cüreti burada. Grisebach, gerilim ve suç anlatısının enerjisini, hiçbir zaman türün kestirme yollarına başvurmadan kuruyor. Patlamalar, kovalamacalar, abartılı bir kurgu ritmi yok. Onun yerine sabır var: bir planın dakikalarca sürmesine izin veren, gerilimi kesip atmak yerine biriktiren bir tempo. Variety'nin deyişiyle, filmin parlaklığı 'kemiklere kadar işliyor' — çünkü bu yeni ve tuhaf sinema mimarisi, türü taklit etmiyor, onu yeniden icat ediyor.
Geçmişi kazıyan kadın, bu kez şimdiki zamanın gömülü sırlarını çıkarıyor. Grisebach'ın kamerası da aynısını yapıyor: gündelik olanı kazıyor, altından bir destan çıkarıyor.
Yana Radeva ve Erkeklerin Tanımlamadığı Bir Kadın
Filmin kalbi, Veska'yı canlandıran Yana Radeva. Tıpkı kadronun geri kalanı gibi profesyonel olmayan bir oyuncu olan Radeva, ilk sinema deneyiminde şaşırtıcı bir varlık ortaya koyuyor. Eleştirmenler performansını Gena Rowlands'ın Gloria'daki ikonik kadınına benzetti: erkekler tarafından tanımlanmayı reddeden, sebatı ve soğukkanlılığı neredeyse efsanevi bir boyuta taşıyan bir figür. Karşısında, gizemli Saïd rolünde Syuleyman Letifov var; ikisinin arasındaki mesafe, filmin gerilimini taşıyan asıl güç.
Grisebach'ın amatör oyuncu tercihi estetik bir kapris değil, etik bir duruş. Yüzler, kameranın önünde rol yapmıyor; var oluyor. Bu da Grisebach'ın ödül konuşmasında söylediklerini perdeye taşıyor: Veska, erkek egemen bir düzenin içinde kendi yolunu açmaya çalışan bir kadın. Film onu kurtarılması gereken bir kurban olarak değil, kendi kaderini elinde tutmaya çalışan biri olarak kuruyor. Sight & Sound'un altını çizdiği gibi, sonuç hem politik hem zarif biçimde feminist; hiçbir yere zorlama bir mesaj iliştirmeden, anlatının dokusundan doğan bir feminizm.
Jürinin Tercihi Ne Söylüyor
Bir festivalde Jüri Ödülü çoğu zaman 'en cesur film'e gider; ana ödüllerin görkemine kapılmayan, ama biçimsel olarak en çok riski göze alan yapıma. Bu yıl jüri, dikkat çeken büyük filmlerin gölgesinde kalabilecek, tutarlı ve atmosferik açıdan yoğun bir anlatının da uluslararası ölçekte iş gördüğünü ilan etti. The Dreamed Adventure'ın ödülü, sinemanın hâlâ küçük, sabırlı ve yerel olandan evrensel bir hikâye çıkarabileceğinin kanıtı. Bükreş'ten Norveç fiyortlarına, Rusya taşrasından Bulgaristan sınırına; bu yılki Cannes, Avrupa'nın çeperlerinde geçen filmlerin festivali oldu.
Grisebach, ödülü kadınların hikâyesine adadı; ama The Dreamed Adventure bir 'kadın filmi' etiketine sığmıyor. Aynı anda bir suç hikâyesi, bir sınır anlatısı ve bir hayatta kalma destanı; hepsinden önce de gerçekliğin ham maddesinden tür sineması imal eden bir laboratuvar çalışması. Amatör yüzlerden, toz kokan bir taşradan ve birkaç bakıştan kurulmuş bu mütevazı yapının jüriyi ikna etmesi, festivalin bu sezon verdiği en yerinde kararlardan biri.