SevantheModa, kültür ve iyi yaşam
DerlemelerBülten

Sinema

Cannes 2026 Bilançosu: Park Chan-wook'un Jürisi, Bir Savaş Çağı ve Croisette'in En Politik Yılı

79. Cannes, 12-23 Mayıs 2026'da kapandı. Thelma & Louise'li afişten Park Chan-wook'un jürisine, Mungiu'nun ikinci Altın Palmiye'sinden Zvyagintsev'in Putin'e seslenişine — bir festivalin tüm hesabı.

· Sinema Editörü · · 4 dk okuma
Akşam ışığında Cannes Croisette: festival sarayının basamakları, kırmızı halı çizgisi ve uzakta sakin Akdeniz; reklam ve yazı içermeyen atmosferik bir kare

Bir festivalin gerçek karakteri, kazananlar açıklandıktan sonra geriye ne kaldığında belli olur. 23 Mayıs gecesi Lumière Salonu boşaldığında 79. Cannes geride bir ödül tablosundan fazlasını bıraktı: bir teşhis. Croisette son yılların en politik baharını yaşamıştı. 12 Mayıs'ta açılan ve on bir gün süren festival, savaşın, hafızanın, siyasi bölünmenin ve queer kimliğin filmlerle aynı anda perdeye vurduğu bir edisyon oldu. Amerikan sinemasının ödül masasından neredeyse tümüyle silindiği bu yıl, Cannes kendini bir kez daha hatırlattı — dünyaya bakmanın hâlâ Hollywood'dan başka yolları var.

Yılın havasını afiş baştan kurmuştu. Festival, 79. resmî posterine 1991 yapımı Thelma & Louise'i taşıdı: Geena Davis ve Susan Sarandon, üstü açık bir araçtan ufka bakarken, Ridley Scott'ın o özgürlük ve kadın dayanışması hikâyesini otuz beş yıl sonra Croisette'e geri çağırıyordu. Roland Neveu'nün set fotoğrafından doğan, Hartland Villa'nın tasarladığı bu siyah-beyaz kare bir nostalji jesti değildi yalnızca; festivalin bu yıl hangi temaların etrafında döneceğini ilan eden bir niyet beyanıydı. Sinemayı ortak bir düşünme aracı olarak gören Cannes, kapağına özgürlüğü, isyanı ve kadınların yan yana durmasını koyarak salona girmeden tarafını seçmişti.

Park Chan-wook'un Masası

Jüri başkanlığı tek başına bir mesajdır ve bu yıl mesaj nettir. Cannes, ana yarışma jürisinin başına ilk kez Güney Koreli bir yönetmeni — Park Chan-wook'u — getirdi. Oldboy'dan The Handmaiden'a, biçimi ahlaki gerilimle ören bir sinemacının masaya oturması, festivalin ağırlık merkezinin Avrupa-Amerika ekseninden kaydığının da işaretiydi. Yanına topladığı isimler ise tek bir estetik etrafında değil, kasıtlı bir çoğulluk üzerine kurulmuştu.

Masada oyuncu Demi Moore ve Stellan Skarsgård, İrlandalı-Etiyopyalı Ruth Negga ve Fildişi Sahili kökenli Isaach De Bankolé vardı. Yönetmen kanadında, Nomadland ile Oscar kazanan Chloé Zhao, Belçikalı Laura Wandel ve Şilili Diego Céspedes oturuyordu. Ken Loach'ın yıllardır kalemi olan senarist Paul Laverty de jürideydi. Coğrafyası ve kuşağı bu kadar dağınık bir jüriden tek elden çıkmış bir zevk beklemek beyhudeydi; nitekim ödüllerin paylaştırılma biçimi de bunu doğruladı.

Tepedeki İki Film: Fjord ve Minotaur

Altın Palmiye, Cristian Mungiu'nun Fjord'una gitti. Rumen yönetmen böylece bu ödülü iki kez kazanan onuncu sinemacı oldu. Norveç'e taşınan Rumen Evanjelik bir ailenin, çocuklarına uyguladıkları fiziksel ceza yüzünden çocuk koruma sistemiyle çarpıştığı film, Mungiu'nun imzası olan o soğuk ahlaki çerçeveyi bir kez daha kuruyor. Variety'nin aktardığına göre eleştirmenler filmin siyasi duruşu konusunda ikiye bölündü; ama tam da bu tartışılırlık, Park Chan-wook'un jürisini bir noktada birleştirdi. Mungiu'nun zaferini ve Fjord'un anatomisini bu dosyada ayrı bir yazıda ele aldık.

İkinci basamak, Grand Prix, Andrey Zvyagintsev'in Minotaur'una verildi. On yılı aşkın bir aradan sonra Cannes'a dönen sürgündeki Rus yönetmen, Ukrayna'daki savaşın gölgesinde Rus seçkinlerini anlatan filmiyle Altın Palmiye yarışında son ana kadar favorilerden biri olarak gösterildi. Sahneye çıktığında ödülden çok söyledikleri konuşuldu: Putin'e doğrudan seslenerek 'bu kıyımı durdurabilecek tek kişi sizsiniz' dedi. Zvyagintsev'in bu çıkışını ve Minotaur'un hikâyesini de bu dosyada müstakil olarak yazdık. Burada söylenmesi gereken şu: yılın iki en yüksek ödülünden biri göçü ve inancı, diğeri savaşı konu alan iki Doğu Avrupa filmine gitti. Festivalin politik omurgası bu iki seçimde toplanmıştı.

Yılın iki en büyük ödülü göçü ve savaşı anlatan iki Doğu Avrupa filmine gitti; Amerikan sineması masada yoktu. Cannes 2026'nın bütün teşhisi bu cümlede.

Bölüşülen Ödüller, Bölünmüş Bir Yıl

Asıl hikâye, tepedeki iki filmin altında yatan ödül haritasındaydı — ve o harita bölünmelerle doluydu. Jüri Ödülü, Alman yönetmen Valeska Grisebach'ın L'aventure rêvée'sine (Düşlenen Macera) gitti; Bulgaristan sınır kasabasında geçen bir suç draması. En İyi Yönetmen ödülü bu yıl tek bir ele değil, iki adrese paylaştırıldı: İspanyol ikili Javier Calvo ile Javier Ambrossi'ye La Bola Negra'yla, ve Polonyalı Paweł Pawlikowski'ye Fatherland'le. Pawlikowski'nin filmi, savaş sonrası Almanya'da yazar Thomas Mann ile kızı Erika Mann arasındaki ilişkiyi merkeze alıyor — Avrupa'nın kendi entelektüel geçmişiyle hesaplaştığı bir başka kayıt.

Oyunculuk ödülleri de aynı bölüşme refleksini taşıdı. En İyi Erkek Oyuncu, Lukas Dhont'un yönettiği Coward'da rol alan Emmanuel Macchia ile Valentin Campagne arasında paylaştırıldı. En İyi Kadın Oyuncu ise Ryusuke Hamaguchi'nin All of a Sudden'ında Virginie Efira ve Tao Okamoto'ya birlikte verildi — Belçikalı bir oyuncuyla bir Japon oyuncunun aynı kürsüyü paylaşması, jürinin coğrafyasının ödüllere nasıl sızdığının küçük ama anlamlı bir resmiydi. En İyi Senaryo, Emmanuel Marre'ye Notre Salut'yle gitti. Üç dalda birden ödülün ikiye bölünmesi tesadüf değil; uzlaşmaya zorlanmış, tek bir başyapıt etrafında kenetlenmemiş bir jürinin parmak izi.

Bu Yıl Neyin Hesabı Tutuldu

Bir festivali yalnızca galipleriyle okumak yanıltıcıdır. Cannes 2026'nın asıl söylediği, neyi öne çıkardığında değil, neyi dışarıda bıraktığında gizliydi. Ödül masasında Amerikan filmlerinin yokluğu göze batıyordu; bu bir kaza değil, festivalin sinemayı küresel ve keşfe açık bir dil olarak görme ısrarının doğal sonucuydu. Marvel'in yorgun evreninden, gişe rakamlarına teslim olmuş bir endüstriden uzakta, Cannes Romanya'ya, Rusya'ya, Polonya'ya, Japonya'ya baktı. Salonun karanlığında hâlâ dünyanın kendisi vardı, bir franchise'ın değil.

Elbette böyle bir tablonun gölgeleri de var. Ödüllerin neredeyse her dalda bölüştürülmesi, kimi yorumcular için bir cömertlik değil bir kararsızlık işaretiydi; güçlü tek bir filmin etrafında kenetlenememiş bir jürinin telafisi. Törenin görkemiyle filmlerin ağırlığı arasındaki o eski Cannes gerilimi bu yıl da kendini gösterdi. Yine de festival, bu yıl en çok yapması gerekeni yaptı: tartışılacak filmleri görünür kıldı, kürsüyü susmayan bir sinemacıya açtı, afişine isyanı koydu.

Thelma ve Louise, otuz beş yıl önce o uçurumdan aşağı sürdüklerinde bir teslimiyeti değil, bir reddi seçmişlerdi. Cannes'ın 2026'yı onların yüzüyle açması, geriye dönüp bakınca rastlantı görünmüyor. Bu festival, savaşın ve sansürün kuşattığı bir çağda kürsüyü hâlâ konuşmak isteyenlere bıraktı. Lumière'in ışığı söndüğünde akılda kalan ödüllerin sırası değil, perdeden inmeyi reddeden o ısrardı.

  • Cannes 2026
  • park-chan-wook
  • festival-bilanco
  • dunya-sinemasi