SevantheModa, kültür ve iyi yaşam
DerlemelerBülten

Sinema

La Bola Negra: Lorca'nın Yarım Kalan Romanından Cannes'ın Paylaşılan Yönetmen Ödülüne

Los Javis ikilisi, Federico García Lorca'nın ölümünden geriye kalan dört sayfalık roman taslağını üç zaman dilimine yayılan bir queer destana dönüştürdü ve Cannes 2026'da En İyi Yönetmen ödülünü Paweł Pawlikowski ile paylaştı.

· Sinema Editörü · · 5 dk okuma
La Bola Negra filminden bir kare: dönem atmosferinde, sıcak ışıkla aydınlatılmış bir iç mekânda iki erkek figür

Bir yazarın masasında bıraktığı dört sayfa. Federico García Lorca, 1936 yazında Granada yakınlarında milliyetçi güçlerce kurşuna dizildiğinde, geriye yarım kalmış bir roman taslağı bırakmıştı: La Bola Negra. Doksan yıl sonra, aynı ülkeden iki yönetmen o boşluğun üzerine eğildi ve onu doldurmak yerine çoğalttı. Javier Calvo ile Javier Ambrossi'nin -İspanya'da herkesin Los Javis diye andığı ikilinin- 79. Cannes Film Festivali'nde En İyi Yönetmen ödülünü Paweł Pawlikowski ile paylaşmasının hikâyesi, tam da burada, o eksik sayfalarda başlıyor.

12-23 Mayıs 2026 tarihleri arasında, jüri başkanlığını Park Chan-wook'un yaptığı bir festivalde gösterildi film. Ana yarışmanın en çok konuşulan gecelerinden birinde, 21 Mayıs akşamı perde kapandığında salon yirmi dakika ayakta kaldı. Bu rakam Cannes folklorunda bir anlam taşır: orada alkış beğeninin değil, tanıklığın süresidir. İnsanlar bir şeye katıldıklarını hissettiklerinde ellerini indirmezler. Penélope Cruz, perdede gözyaşlarını silerken ekip onu çevreledi. Ortada, henüz ödül yokken bile, bir olay vardı.

Üç Zaman, Tek Bir Yara

La Bola Negra üç ayrı yıla yayılıyor: 1932, 1937 ve 2017. Her zaman dilimi başka bir erkeğin hikâyesini taşıyor, ama üçü görünmez bir damarla birbirine bağlı. Kalbinde 1937 var: İspanya İç Savaşı'nın ortasında, milliyetçi saflarda bir trompetçi ile cumhuriyetçi bir tutsak arasında, ölümün gölgesinde filizlenen yasak bir aşk. Senaryoyu Calvo ve Ambrossi, oyun yazarı Alberto Conejero ile birlikte kaleme almış; film yalnızca Lorca'nın taslağından değil, Conejero'nun La piedra oscura adlı oyunundan da besleniyor. Yani elimizdeki şey bir uyarlama değil; bir yeniden hayal etme. Eksik metni tamamlama değil, o eksikliği bir anlatı motoruna çevirme girişimi.

Filmin merkezindeki imge, başlı başına bir tez gibi: bir İspanyol köyünün toprağı altında ortaya çıkan, iki kadını yan yana resmeden bir Roma mozaiği. Yüzyıllarca üzerinden geçilen, görülmeden gömülü kalan bir aşk. Los Javis bütün filmi bu metafor üzerine kuruyor; queer tarihin İspanya'nın kendi toprağının altına gömüldüğü, kazıldıkça yüzeye çıktığı fikri. Bu, sinemanın kolayca slogana dönüşebilecek bir düşünceyi nasıl somut bir görüntüye, bir dokuya bağladığının iyi bir örneği. En azından filmin durup bu imgeye yaslandığı, açıklamaya kalkmadığı anlarda.

Topluluk geniş ve cesur. Guitarricadelafuente, Miguel Bernardeau, Carlos González, Milo Quifes, Lola Dueñas filmin omurgasını taşıyor; Penélope Cruz ile Glenn Close ise iki kuşağı, iki sinema geleneğini aynı çerçeveye sokan birer ağırlık merkezi olarak duruyor. Close'un, kariyerinin bu noktasında bir İspanyol auteur ikilisinin riskli destanına dahil olması tek başına bir niyet beyanı. Los Javis'in televizyondan -Veneno, La Mesías- gelen ikili olduğunu, büyük perdeye bu ölçekte ilk kez çıktığını hatırlayınca, bu kadronun bir araya gelmesi daha da dikkat çekici.

Jüri Neden Ödülü İkiye Böldü?

İşte ödülün asıl ilginç yanı. Park Chan-wook'un jürisi, En İyi Yönetmen ödülünü ex-aequo verdi: La Bola Negra ile Polonyalı Paweł Pawlikowski'nin Fatherland'i arasında paylaştırdı. Cannes'da paylaşılan bir ödül her zaman çift okumalıdır. Bir yanıyla cömertliktir: jüri iki ayrı sinema dilini birden onurlandırır. Öbür yanıyla ihtiyatın itirafıdır: bir filmi sahanın tepesine tek başına koyamayan bir kurulun temkinli el sıkışması. La Bola Negra söz konusu olduğunda her iki okuma da haklı görünüyor; çünkü film tam da bu ikircikliği davet eden bir yapıt.

Ödül, açıkça, bir kumara verilmişti. Geriye kalmış birkaç sayfanın üzerine 155 dakikalık -kimi gösterimlerde 157 dakika olarak da anılan- bir epik kurmak, başlı başına bir cüret. Jüri o cüreti ödüllendirdi; filmin her karesinin titizlikle kurulmuş bir natürmort ya da nefes kesen bir kamera hareketi olarak tasarlandığı teknik ustalığı, üç zaman dilimine ayrı birer görsel kimlik kazandırma becerisini taçlandırdı. Yönetmenliğe verilen ödül, çoğu zaman 'bu kadarını bir arada tutmak başlı başına marifet' demenin kibar yoludur. Burada da öyle oldu.

Eleştirmenleri Bölen Bir Tutku

Cannes'dan çıkan değerlendirmeler tek bir koroda buluşmadı; tam tersine, filmin ikircikli doğasını yansıttı. Hollywood Reporter filmi 'heyecan verici' bulup teknik cesaretin altını çizdi, IndieWire onu eşcinsel anlatıcılara yazılmış bir ağıt olarak okudu. Variety ise daha temkinliydi: filmin hırsını teslim ederken 'iddialı ama yayvan' bir Lorca esinlenmesi olduğunu söyledi. Tartışmanın fay hattı net: herkes ihtirası görüyor, mesele bu ihtirasın taşınıp taşınmadığı.

Eleştirinin en keskin yeri filmin kendini açıklama saplantısında düğümleniyor. Birçok yazar aynı kusura işaret etti: La Bola Negra önce gösteriyor, sonra gösterdiğini anlatıyor, ardından anlattığını bir sembole çeviriyor ve bunu defalarca tekrarlıyor. Mozaik gibi güçlü bir imgenin seyircinin zihninde kendiliğinden açılmasına izin vermek yerine, film durup onu işaret ediyor. Üç anlatı dalı çoğaldıkça yapı kendi yükü altında çatırdamaya başlıyor; Los Javis'in en büyük zaafı eklemek değil, çıkaramamak. Bir destanın en zor sanatı budur: neyi göstermeyeceğini bilmek.

Los Javis bir imgeye güvenmeyi öğrenememiş. Oysa o mozaik tek başına konuşabilseydi, film bir başyapıt olurdu.

Doğa Erinç

Yine de filmin en güçlü olduğu anlar, tam da bu açıklama dürtüsünü bıraktığı, duygusal sürekliliğin zaman dilimleri arasından kendiliğinden sızdığı anlar. Bir trompet sesinin yarım yüzyıl ötedeki bir sahneye düştüğü, bir bakışın 1937'den 2017'ye uzandığı yerlerde film bir tez olmaktan çıkıp bir ağıt oluyor. Calvo ve Ambrossi sineması, susmayı öğrendiğinde gerçekten büyük; konuşmaya başlayınca kendini tekrar ediyor. Yönetmenlik ödülü, bana kalırsa, bu iki yönetmenin bir sonraki filmde neyi kesip atacaklarını öğrenecekleri varsayımına da bir avans.

Endüstri tarafında hikâye çoktan başka bir mecraya aktı: gösterimin ardından çıkan teklif savaşının sonunda film, beş milyon dolar dolayında olduğu konuşulan bir anlaşmayla Netflix'e gitti. Bir salon yönetmeni olarak bunu buruk bir zaferle karşılıyorum. La Bola Negra'nın o özenle kurulmuş dönem tablolarının, üç zaman diliminin ayrı dokularının evdeki ekranda ne kadarının ayakta kalacağı ayrı bir tartışma. Ama gerçek şu: queer bir İspanyol destanının bu ölçekte üretilip dünyaya bu hızda dağılması, on yıl önce hayal bile edilemezdi.

Bu yılın Cannes'ı zaten cömert bir dağılım sundu: Altın Palmiye Cristian Mungiu'nun Fjord'una, Büyük Ödül Andrey Zvyagintsev'in Minotaur'una gitti -ikisini de bu sayfalarda ayrı ayrı ele aldık. La Bola Negra'nın paylaşılan yönetmen ödülü ise listenin en tartışmalı, en canlı maddesi. Çünkü bir kusurun ödüllendirilmesi değil bu; bir cüretin. Lorca'nın masasında bıraktığı o dört sayfa, doksan yıl sonra hâlâ bitmemiş bir cümle gibi: kimse onu tamamlayamıyor, ama herkes denemeye değer buluyor. Belki de en doğru yanı bu filmin -tamamlanmamış olmayı göze alması.

  • Cannes 2026
  • la-bola-negra
  • los-javis
  • queer-sinema