Sinema
Slasher Tükenince Geriye Ne Kalır?
Jane Schoenbrun'ın Teenage Sex and Death at Camp Miasma'sı, korku türünü bir ayna gibi kullanarak arzu, kimlik ve beden üzerine bu yılın en keskin sorusunu soruyor. MUBI'de 7 Ağustos'ta.

Cannes'ın Un Certain Regard programında altı dakika ayakta alkış alan filmlerden biri hakkında şunu söyleyebilirim: Teenage Sex and Death at Camp Miasma'yı izlemek, bir yönetmenin kendi türünü sevip sevmediğini değil, onu nasıl düşündüğünü izlemek demek. Jane Schoenbrun burada slasher sinemasına bir zamanlar âşık olmuş biri gibi değil — o sinemanın içinde oluşmuş, onu bir deri gibi giymiş biri gibi yazıyor.
Film, Hannah Einbinder'ın canlandırdığı Kris üzerinden başlıyor. Kris genç bir yönetmen; Sundance başarısının ardından kendisine Camp Miasma adlı eski bir slasher serisini yeniden çekme görevi veriliyor. Görevin asıl koşulu şu: seride 'final girl'u oynayan ve onlarca yıldır ortada görünmeyen aktris Billy'yi — bunu Gillian Anderson oynuyor — geri kazanmak. Bu kurgu, sıradan bir meta-yapı gibi görünüyor; ama Schoenbrun'ın elinde bu kurgunun kendisi araç değil, malzeme oluyor.
Lynch'ten Cronenberg'e, Ama Kendinden Geçmeden
Schoenbrun'ın sinema dili üç büyük referansı özümseyerek ilerliyor: David Lynch'in atmosfer yoğunluğu, David Cronenberg'in beden korkusu ve 70-80'lerin slasher geleneğindeki çöp estetik hazlar. Ama bu üç kaynaktan hiçbirini birebir kullanmıyor. Lynch'teki belirsizliği, Cronenberg'teki etin ağırlığını ve slasher'ın katarsis vaadini birbirine karıştırarak bambaşka bir karışım üretiyor. Bu karışımı I Saw the TV Glow'da (2024) da görmüştük; ama orada disosiyasyon ve trans kimliği örtük bir korku diliyle anlatılıyordu. Burada Schoenbrun daha gürültülü, daha kasıtlı, daha müstehcen.
Camp Miasma serisinin yapay tarihine göre serinin kötü adamı Little Death, bir zamanlar kampçıları tarafından yıldırgılan ve katledilen cinsiyetsiz bir genç. Kamp, onu öldürüyor; o da film üretimini sonsuza dek ihlal eden bir hayalet olarak geri dönüyor. Schoenbrun bu kurgusal tarihi yeniden çekme sürecinde, neyin yeniden canlandırılabileceğini ve neyin artık canlandırılmaması gerektiğini soruyor. Bir slasher filminin nasıl çekileceği sorusu, zamanla şuna dönüşüyor: Bir beden, hangi şiddeti sinema diline taşıyabilir?
Schoenbrun'ın filmi, cinsiyet disforisinin yıkımından sonrasını anlatıyor — nihayet bedenine kavuşmuş ama bununla ne yapacağını bilmeyen birinin cinsel tedirginliğini.
Einbinder ve Anderson arasındaki ilişki bu sorunun üzerinde yürüyor. Kris, Billy'yi ikna etmeye çalışırken aralarında bir şey kıvılcımlanıyor; bu kıvılcım aynı anda arzu, korku ve delirium. Schoenbrun bu ilişkiyi ne lirik bir romantizme ne de salt arzuya indirgiyor. Kamera onları yargılamak yerine onlarla birlikte sarsılıyor; bu filmografik bir etik tercih.
Bir sahnede Kris, Camp Miasma'nın orijinal çekimlerinden birini izlerken ekrana doğru yaklaşıyor. Kamera bu yaklaşmayı sıradan bir merak jesti olarak değil, neredeyse fiziksel bir emilme olarak çekiyor. Ekran o sırada bir pencere değil, bir delik. Bu görüntü, filmin bütününe dair en net ipucunu veriyor: tür sineması, bazı izleyiciler için sadece eğlence değil, kimlik keşfinin ilk haritasıydı. Schoenbrun o haritayı alıyor ve yeniden çiziyor — ama bu kez kendi el yazısıyla.
Gillian Anderson'ın Billy yorumu başlı başına incelemeye değer. Aktris, uzun yıllar sonra yeniden sahneye çıkmaya davet edilen birinin hem kırılganlığını hem de ağırlığını taşıyor. Anderson bunu uzun cümlelerle değil, belirli bakışların zamanlamasıyla yapıyor. Bir röportajda Anderson, Billy karakteri için şunu söylemiş: 'Bu kadın unutulmak istemedi; yoruldu.' Bu ayrım, filmin merkezinde duruyor.
Teenage Sex and Death at Camp Miasma, Queer Palm'ı hak etmiş bir film — ama bu ödülü bir etiket olarak taşımak için değil, kazığını tam yere çaktığı için. Schoenbrun, queer deneyimi bir kurtuluş anlatısına sıkıştırmıyor; kurtuluştan sonraki belirsizliği, o yeni ve garip bedenle ne yapılacağı sorusunu, tüm dağınıklığıyla perdeye taşıyor. Bu dürüstlük, filmin en güçlü yanı.
MUBI, filmi 7 Ağustos'ta Türkiye'de de gösterime giriyor. Schoenbrun'ın sineması hâlâ nişli, hâlâ rahatsız edici ve bu iyi haber. Bazı filmler sizi rahatsız etmek için var; bu da onlardan biri.