Sürdürülebilirlik
Yasak Geçti, Sıra Kanıtlamada: 19 Temmuz Sonrası Şirketler Şubat 2027'de Ne Açıklamak Zorunda Kalacak?
AB'nin imha yasağı 19 Temmuz'da büyük şirketler için yürürlüğe girdi. Ama asıl hesap henüz gelmedi: Şubat 2027'den itibaren her marka, imha ettiği ürün hacmini ve nasıl bertaraf ettiğini standart bir AB formatıyla kamuya açıklamak zorunda olacak.

19 Temmuz 2026 itibarıyla Avrupa'daki büyük şirketler — yıllık ciro 150 milyon Euro'nun üzerinde ya da yılda 100.000 birimin üzerinde ürün piyasaya süren her marka — satılmamış giyim, aksesuar ve ayakkabılarını artık yasal olarak imha edemiyor. AB'nin Sürdürülebilir Ürün Yönetmeliği (ESPR) kapsamında yürürlüğe giren bu düzenleme, meseleyi nihayetinde çözülmüş gibi görünen kısa başlıklarla geçiştirilen bir eşik değil. Eşiğin ardında çok daha zorlu bir soru duruyor: Şimdi ne yapacaksınız ve bunu nasıl kanıtlayacaksınız?
Rakamları bir kez daha soğukkanlılıkla sıralamak gerekiyor. Avrupa'da her yıl satılmamış tekstillerin yüzde dört ile dokuzu imha ediliyor — yakılan ya da depolanan bu ürünler yılda tahminen 5,6 milyon ton CO₂ salımına neden oluyor. Bu bağlamda 19 Temmuz bir zafer değil, gecikmeli bir başlangıç noktasıdır. Yönetmeliğin asıl dişlisi Şubat 2027'de devreye girecek: O tarihten itibaren şirketler, hangi ürün kategorisinde ne kadar stoğu imha ettiklerini, imha edilen ürünlerin hangi bertaraf yöntemine gittiğini ve bunu önlemek için aldıkları önlemleri standart AB formatıyla kamuoyuyla paylaşmak zorunda kalacak.
Şeffaflık, Etiket Değil Rakam
Bu zorunlu raporlama, şimdiye kadarki gönüllü sürdürülebilirlik açıklamalarından yapısal olarak farklı. Markalar kendi hazırladıkları, istedikleri kadar parlak gösterebildikleri ESG raporlarına değil; standartlaştırılmış, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir verilere dayanan bir şeffaflık rejimine giriyorlar. İşte greenwashing'in tam bu noktada yakalanacağını düşünüyorum: Bugüne kadar 'sürdürülebilir' kelimesini etiket olarak kullanan pek çok marka, Şubat 2027'de ilk kez rakam vermek zorunda kalacak.
Peki büyük oyuncular ne yapıyor? H&M, yasağın yürürlüğe girmesinden önce yeniden satış ve geri alma programlarını genişlettiğini açıkladı. Zalando, büyüyen ikinci el stoku karşısında recommerce altyapısını ölçeklendiriyor. Bu hamleler şüphesiz olumlu; ama dikkatli bakıldığında bir şey göze çarpıyor: Bu platformların tamamı yeniden satış döngüsünü kâr merkezine dönüştürüyor. İkinci el, etik bir mecburiyet olmaktan çıkıp yeni bir gelir kanalına dönüşünce asıl sorun çözülmemiş kalıyor: Neden bu kadar çok üretiyoruz?
Yasak devreye girdi. Yükümlülük başladı. Kanıt zamanı Şubat 2027'de.
Orta ölçekli ve küçük markalar için tablo daha karmaşık. 2030'a kadar yasağın kapsamı dışında bırakılan bu şirketler, Şubat 2027'nin raporlama yükümlülüğünden de büyük ölçüde muaf tutulacak. Bu boşluk, AB düzenlemesinin sistematik zayıflığını bir kez daha gün yüzüne çıkarıyor: Yönetmelik devleri yakalıyor, orta ölçeğe bakıyor, küçüğü bırakıyor.
Ellen MacArthur Foundation'ın döngüsel ekonomi çerçevesi şunu söylüyor: Bir ürünün yaşam döngüsünde en pahalı müdahale, imha sonrasında gerçekleşir — çünkü o noktada yaratılan değerin tamamı çöpe gitmiştir. Ucuzdan ucuza üretilip imha edilen bir ürün, sadece çevresel bir sorun değil; aynı zamanda ekonomik bir saçmalıktır. Bu yüzden 19 Temmuz'un asıl anlamı imhayı durdurmaktan daha büyük: Markalar artık stok tahminlerini doğru yapmak, yani daha az üretmek zorunda.
Şubat 2027'yi bir tarih olarak aklınızda tutun. O tarihe geldiğinde, hangi markanın şeffaflık yükümlülüğünü gerçek veriyle karşıladığını, hangisinin tanımların içindeki boşluklara sığındığını göreceğiz.