SevantheModa, kültür ve iyi yaşam
DerlemelerBülten

Sinema

Kara Liste, Sürgün ve Direniş: Locarno'nun En Cesur Retrospektifi

79. Locarno Film Festivali, Ağustos'ta perdelerini 50'lerin McCarthyizm'ine karşı ayakta duran sinemacıların filmlerine açıyor. Red & Black retrospektifi bugünle bir hesaplaşma.

· Sinema Editörü · · 3 dk okuma
1950'ler Hollywood siyah-beyaz fotoğraf: film makarası ve senaryo kağıtları üzerinde jaluzi gölgeleri, noir aydınlatma

1947 yılının Ekim ayında Washington D.C.'deki bir mahkeme salonunu düşünün: on sinemacı, Temsilciler Meclisi'nin 'Amerikan Karşıtı Faaliyetleri Araştırma Komitesi' (HUAC) önünde ifade vermeyi reddederek tarihsel olarak 'Hollywood On'u olmayı seçiyor. Aralarında Dalton Trumbo, Herbert Biberman, John Howard Lawson gibi isimler var. Komünist sempatisi taşıdıkları iddiasıyla yargılanan bu on kişiden bir yıl sonra hapis cezaları çıkacak, sonrasında yüzlerce meslektaşları kara listeye düşecek. Bu kara liste; bir ülkenin sanatçılarını, ismini ve mesleğini ellerinden aldığı en uzun on yıllardan birinin belgesidir.

Locarno Film Festivali'nin 79. edisyonu (5-15 Ağustos 2026), o on yılı merkeze alan 'Red & Black – Hollywood Left and the Blacklist' başlıklı retrospektifle bu tarihin üstüne bir mercek tutuyor. Küratörlüğünü Bologna'nın Il Cinema Ritrovato Festivali'nin de ortak yöneticisi olan Ehsan Khoshbakht'ın üstlendiği program, yaklaşık elli film ve video çalışmasını bir araya getiriyor. Dijital restorasyonlar, arşiv kopyalar, kurgusal filmler, belgeseller, haberler ve kısa filmler — ABD'nin yanı sıra İngiltere, İspanya, İtalya, Fransa, Meksika ve Arjantin'den yapıtlar. Baskının coğrafyası, görüldüğü gibi, hiçbir zaman yalnızca bir ülkeyle sınırlı kalmıyor.

Silinen İsimler, Kalan Filmler

Programın odağına aldığı isimler, sinema tarihinin bazı en önemli silikleştirilmiş figürleri. John Garfield: 1952'de kalp krizi geçirerek öldüğünde henüz otuz dokuz yaşındaydı; HUAC baskısı altındaki sorgulamalardan çıkan son ziyaretçinin gitmesinin ardından birkaç saat sonra. Joseph Losey: kara listeye düşünce 1952'de Londra'ya yerleşti ve İngiltere'de The Servant (1963), Accident (1967), The Go-Between (1971) gibi bir şaheserler serisi üretti. Dalton Trumbo ise 'Kirk Douglas' ve 'Otto Preminger' gibi köklü isimler onun adını duyurana kadar on yıl boyunca takma isimle yazmayı sürdürdü — ve bir Oscar kazandı, ama ödülü sahnede alamadı.

Retrospektifin en sert sorusu burada başlıyor: bu filmler yalnızca bir dönemin mağdurlarının eserleri mi, yoksa içinde yaşandıkları baskıyı biçimsel olarak da taşıyan, şifreli, direnişçi yapıtlar mı? Losey'nin İngiliz dönemini düşünün. The Servant'ta Harold Pinter'ın yazımıyla kristalleşen o katmanlı sınıf analizini, güç ilişkilerinin mekânsal olarak nasıl kurulduğunu — oturma odası, merdiven, tavan arası. Losey, McCarthyizm'in onu sürgüne gönderdiği İngiltere'de, sürgünün vermediği mesafeyle Amerika'yı zaten yıkılmış bir ülke olarak resmediyordu. Baskı onu silemedi; tersine, bakışını keskinleştirdi.

Kara liste bir ideoloji savaşı değildi; sanatçının özerkliğine açılan savaştı. Losey'nin bakışını sürgün silemedi, keskinleştirdi.

Bugünle Konuşan Bir Retrospektif

Charles Chaplin'in konumu ise daha da paradoksal. Chaplin, HUAC'ın hedefindeydi ama teknik olarak kara listeye hiç girmedi; zira stüdyo sisteminin içinde değil, kendi şirketinin başındaydı. 1952'de İngiltere'ye çektiğinde Amerikan vatandaşlığını ilelebet almayacağını duyurduğunda, karşısındakinin bir 'komünist tehdit' değil, egemen bir sanatçının sistemi reddedişi olduğu görünür hale geldi. Retrospektifin bu kararı da program içine dahil etmesi, Locarno'nun söyleyeceği şeyi netleştiriyor.

Locarno Sanat Direktörü Giona A. Nazzaro, retrospektifi tanımlarken 'baskıcı ama sanatsal açıdan son derece üretken bir dönem' ifadesini kullandı. Bu çelişki dikkat çekici: aynı baskı hem yaratıcıları yok etti hem de bir kısım yaratıcıyı zorla deneyimletirdiği sürgün, anonimlik ve kısıtlama koşullarında bambaşka bir üretkenliğin kapısını araladı. Trumbo'nun gizli Oscar'ı, Losey'nin Britanya dönemi — bunlar, kısıtlamanın yaratıcılığı nasıl hem ezdiğini hem de paradoksal biçimde biçimlendirdiğinin kanıtı.

Retrospektifin 2026'da program edilmesi, salt nostaljik bir jestten ibaret değil. Nazzaro bunu açıkça söylüyor: 'Bu dönem, bugün yeniden görülen ifade özgürlüğüne ve sanatsal özgürlüğe yönelik siyasi saldırıların aynasıdır.' Sinema salonlarında gösterilmesine izin verilmemek, ülke dışına sürülmek, sesini yitirmek — bunlar yalnızca elli yıl öncenin deneyimleri değil. Locarno, bu retrospektifle hem belgeliyor hem de uyarıyor. 5 Ağustos'ta Piazza Grande'de ilk film perdesi açıldığında, kalabalık seyirci bu soruyla baş başa kalacak: perde kapanırken, o kara listenin bugünkü biçimini nerede aramak gerekir?

  • locarno-2026
  • hollywood-kara-listesi
  • mccarthyizm
  • dalton-trumbo
  • joseph-losey
  • retrospektif