Sinema
İki Hayat Arasında: Locarno 79'un Eşiğinde Maria Bäck
İsveçli yönetmen Maria Bäck'in Brave New Love'u, Locarno'nun 5 Ağustos'ta açılan 79. edisyonunun ana yarışmasında. Bir hipnoterapistin paralel hayatları arasında salınan bu film, festivalin yıllardır inşa ettiği cesur editoryal kimliğin en net ifadelerinden biri.

Locarno, her Ağustos başında İsviçre'nin o küçük ve mütevazı gölü kıyısında bir şeyler fısıldar. Cannes'ın kırmızı halısı, Berlin'in politik gürültüsü, Venedik'in ödül sezonu heyecanı yoktur burada. Var olan şey, programın kendisine duyduğu güvendir. Bu yıl, 5 Ağustos'ta perde açıldığında ana yarışmanın en dikkat çekici filmlerinden biri Danimarka, İsveç ve Yunanistan ortak yapımı Brave New Love — Maria Bäck'in yazdığı ve yönettiği bu ikinci uzun metraj.
Film bir çelişki portresinden yola çıkıyor: Kate, başarılı bir hipnoterapist, mutlu (ya da en azından istikrarlı) bir evlilik, sevdiği bir kız çocuğu. Yanında, yıllardır büyük bir özenle sakladığı Andreas ile ilişkisi. Bäck, bu çifte hayatı iki çatışan sevgi olarak değil, tek bir bedenin taşımakta zorlandığı iki eşit gerçeklik olarak kuruyor. Sinematografi Maria Von Hausswolff'tan, kurgu Julius Krebs Damsbo'dan geliyor — iki isim de İskandinav bağımsız sinemasının son on yılında dikkatle takip edilmesi gereken teknik sesler.
Locarno'nun Bir Tercihi Olarak Bu Film
Festivalin jüri başkanlığını bu yıl Belçikalı yönetmen Fabrice Du Welz üstleniyor — Calvaire ve Alleluia ile körleştirici bir beden ve kontrol estetiği kurmuş, kesinlikle konforlu tercihler yapmayan biri. Brave New Love gibi bir filmin tam da bu jürinin önüne çıkması tesadüf değil. Locarno, yaklaşık on yıldır ana yarışmada cinsiyetin, arzunun ve bedensel seçimin siyasetini merkeze alan filmlere kapılarını açıyor. Bäck'in filmi bu çizgiyi kadın bakışından sürdürüyor.
Kathrine Thorborg Johansen'ın Kate'i, Anders Danielsen Lie'nin Orla'sı ve Simon Sears'ın Andreas'ı üçgeninde hikâye ilerledikçe Bäck'in gerçek sorusu belirginleşiyor: Bir kadın kaç hayat taşıyabilir? Ve daha sert bir soru: Bu taşıma eyleminin kendisi suç mu, yoksa hayatta kalma biçimi mi? Film ahlaki bir yargıya sığınmıyor. Annelik ve arzu arasındaki yırtılmayı, Kate'i ne azizleştirerek ne de mahkûm ederek gösteriyor — bu denge, özellikle ihanet anlatılarında nadir ve değerli bir şey.
Bäck'in filmi bir ihanet hikâyesi değil; bir bedenin iki eşit gerçeklik arasında ne kadar gerilim taşıyabileceğinin soruşturması.
Aarhus'ta ve Samos'ta çekilen filmde iki mekânın dokusu da dramatik bir işlev üstleniyor. Danimarka'nın o donuk, düz coğrafyası Kate'in kontrollü evini simgelerken, Yunan adasının ışığı ve rüzgarı Andreas ile geçirilen zamanın duyusal açıklığına denk düşüyor. Bu tür mekânsal kodlama çoğu zaman bayağılaşır; Bäck'in elinde, Von Hausswolff'un kamerası sayesinde, nesnel ve temkinli kalıyor.
9 Ağustos Sabahı
Brave New Love'un dünya prömiyeri 9 Ağustos'ta. Festival 15 Ağustos'a kadar sürüyor ve bu yılki yarışma listesi (Hong Sang-soo'nun Nowhere to Lay My Eyes'ı, Ann Oren'in Objet A'sı gibi) Locarno'nun son derece bilinçli bir kadro kurduğuna işaret ediyor. Bäck'in filmi bu kadro içinde kendi sesini tutacak mı? Bunu 15 Ağustos'tan sonra öğreneceğiz. Ama şunu şimdiden söyleyebilirim: festivalin bir filmi yarışmaya alması zaten bir yorum. Ve bu yorum, sessiz de olsa net.