Sinema
Mungiu'nun Fjord'u: Altın Palmiye ve Kültürel Çarpışmanın Kadrajı
Cristian Mungiu, Norveç'te geçen ilk filmiyle Cannes'da ikinci Palmiye'yi kazandı. Fjord, bir çiftin hukuki kabusu üzerinden Avrupa'nın kültürel kırılma hatlarını çiziyor.

Cannes 2026'nın kapandığı gecenin sabahında, Cristian Mungiu ikinci Altın Palmiye'sini beline iliştirmiş, yine sessizce konuşuyordu. 2007'de 4 Months, 3 Weeks and 2 Days'in ardından on dokuz yıl — ve bu kez Romanya yok. Fjord, yönetmenin tüm filmografisinde ilk kez anavatanın dışına çıkması demek. Norveç'in karla kaplı fiyortları, Mungiu'nun sinemasına yabancı bir dekor değil: bu kez yabancılık doğrudan filmin içine kazınmış, anlatının omurgasına.
Film, gerçek bir davaya yaslanıyor: 2015'te Norveç'in çocuk koruma sistemi Barnevernet'in Romanyalı-Norveçli Bodnariu ailesinin beş çocuğunu ebeveynlerinden aldığı dava. Senaryo bu davayı Gheorghiu ailesi adıyla kurgusala çekiyor; Sebastian Stan ile Renate Reinsve muhafazakâr Romen-Norveçli çifti canlandırıyor. Ama Mungiu'nun ilgilendiği mesele hukuki değil: kültürel. Kuzey Avrupa'nın laik, bireyci devlet anlayışıyla Doğu Avrupa'nın toplulukçu, dini değer sistemi arasındaki gerilim, her sahneye — her kadraj seçimine — işlemiş durumda.
12 Dakikalık Alkış, 2 Yıldızlı Guardian
Cannes'da aldığı tepkiler bu gerilimi dışa vurdu. 12 dakikalık ayakta alkış, ardından Peter Bradshaw'ın Guardian'daki sert iki yıldızı. 'Anticlimactic, underpowered' — filmin yazısı için güçlü bir iddia. Bradshaw'ın eleştirisi boşlukta değil; mahkeme sahnelerinin son bölümünde Mungiu gerçekten de diyaloğa fazlasıyla güveniyor, mise-en-scène geri çekiliyor. Ama bu bir çöküş değil, bilinçli bir tercih. Mungiu'nun söylemek istediği şey zaten mahkemede söylenemeyecek bir şey.
Sebastian Stan, son yıllarda Romen kökenini ekrana taşıma konusundaki ısrarıyla dikkat çekiyordu. Mihai Gheorghiu rolünde bunu bir adım ileri götürüyor: aksanı değil, bedeni konuşturuyor. Filmin en güçlü sahnelerinden birinde, Norveçli bir komşuyla kapı önünde yaşanan kısa bir sürtüşmede Stan'in duruşu — ayakları yere basış biçimi — anlatıya tek bir diyalog satırının veremeyeceği bir bilgi yüklüyor. Renate Reinsve ise karşı kampta, hem siyasi hem de kişisel olarak iki kültür arasında sıkışmış bir kadını, aşırıya kaçmadan taşıyor.
Mungiu'nun görüntü yönetimi bu filmde her zamankinden daha temkinli. Karla kaplı fiyort manzaraları belgesel bir tarafsızlıkla kurulmuş; doğa, süblim ya da tehdit edici değil, sadece orada. Bu soğukluk kasıtlı. Mungiu'nun şimdiye kadar sürekli işlediği mesele — sistemin bireye karşı sızlayan baskısı — burada peyzaja sinmiş.
Norveç'e giden Mungiu, Romanya'yı yanında götürmüş.
Film Prix de la Citoyenneté ve François Chalais Ödülü'nü de aldı. Bu seçimler tesadüf değil: Avrupa değerleri tartışmasının yüksek siyasi gerilim taşıdığı bir dönemde Fjord'un parmağını tam o yaraya bastırması, Cannes jürisinin — Park Chan-wook başkanlığındaki — neyi ödüllendirdiğini de söylüyor. Sanatsal mükemmeliyetten çok sivil cesaret mi? Bu soruyu Bradshaw sormakta haklı. Ama Mungiu'nun filmografisinde 4 Months'tan bu yana tutarlı bir şey var: sistemin mantığıyla bireyin ahlakı arasındaki o çatlak, onun tek gerçek konusu.
Fjord, Mungiu'nun en mükemmel filmi değil. Beyond the Hills'in duygusal yoğunluğuna ya da 4 Months'ın gerçek zamanlı kâbus baskısına ulaşmıyor. Ama bir yönetmenin anavatanının dışında, yabancı bir dilde, yabancı bir peyzajda kendine sadık kalma biçimi olarak bakıldığında, meselenin kalibresini değiştiriyor.