Sinema
Venedik'in İkili Veda Jesti: Clooney, Burstyn ve Bir Festivalin Aynası
83. Venedik'te hem George Clooney hem Ellen Burstyn Onur Altın Aslanı alıyor. Festival güzel bir seçim yaptı mı, yoksa rahat mı davranıyor?

Bir festivalin onur ödülü, bazen bir seçim değil bir açıklama gibi hissettiriyor. 83. Venedik, bu Eylül'de hem George Clooney'e hem Ellen Burstyn'e Onur Altın Aslanı verecek. İki ödül, aynı sezon. Jüri başkanlığını Maggie Gyllenhaal üstleniyor. Kâğıt üzerinde güçlü bir kadro. Ama bunu duyar duymaz içimde soran bir ses vardı: festivalin kendisi mi kutlanıyor, sinemacılar mı?
Ellen Burstyn'den başlayalım. 'The Last Picture Show', 'The Exorcist', 'Alice Doesn't Live Here Anymore', 'Requiem for a Dream' — bu dört film başlı başına bir argüman. Burstyn, kadın karakterlerin ekranda genellikle düz dürtülerle var edildiği dönemlerde, kırılgan ve bütünlüklü yüzler ortaya koydu. 'Requiem for a Dream'deki Sara Goldfarb performansı, Aronofsky'nin kamerasının en sert anlarında bile yıkılmadan duran bir insan bedeninin kaydı. Festival sahnesi, Gyllenhaal'ın Monroe'yu anlatan kısa filmiyle birleştiriliyor — Burstyn orada Monroe'nun dünyaya hiç gösterilmemiş bir versiyonunu canlandırıyor. Bu kombinasyon yanlışlanmış değil; aksine, sezonun en düşünceli bağlantılarından biri.
Clooney Hangi Clooney?
George Clooney meselesine gelelim. Alberto Barbera, 'üçlü kapasitede — oyuncu, yönetmen, yapımcı — eksiksiz ve karizmatik bir sanatçı' diye tanımlıyor onu. Doğru — ama üçlü kapasitenin hepsinin aynı kalibrede olmadığını da söylemek gerek. Clooney'nin oyunculuğu yerine yönetmenliğine bakıldığında tablo daha ilginç: 'Good Night, and Good Luck' (2005), hâlâ olgunluğunu koruyan, siyah-beyaz yoğunluğuyla dönemin paranoya iklimine dürüst bakan bir film. Edward R. Murrow ve McCarthy dönemini, paniklemeden, didaktik olmadan işliyor. O filmin yönetmeni için Altın Aslan tartışılmaz.
Sorun şu: 'Good Night, and Good Luck'tan bu yana Clooney'nin yönetmenliği ya mütevazı ('The Ides of March') ya da hayal kırıklığı yaratan ('Suburbicon') kalıp sonra uzun bir suskunluğa çekildi. 'Jay Kelly' gibi projelerin haberlerini duyduk ama sinemadaki Clooney-yönetmen, pratikte bir izle görünüyordu. Venedik'te ilk kez Out of Sight (1998) ile, Lido'da derin izler bırakan filmlerle yaklaşık otuz yıllık bir ilişkisi var. Bu tarihin payı büyük. Ödül, sinema karnesi kadar bu ilişkiye de verilmiş sayılır — bunu bir eleştiri olarak değil, bir gözlem olarak koyuyorum masaya.
Onur ödülleri çoğu zaman en iyi filmi değil, en uzun ilişkiyi belgeler. Bu, mutlaka kötü değil; ama farkında olmayı hak ediyor.
Clooney, haberi aldığında 'bu benim en sevdiğim festival, büyük onur ama muhtemelen artık yaşlandığımı da gösteriyor' dedi, gülerek. Bu özfarkındalık, ödülün doğasını fark etmesi açısından doğru bir noktaya basıyor. Festival öyle söylemez; ama oyuncu söylüyor.
Asıl mesele şu: Venedik, son yıllarda Altın Aslan yarışmasını da onur ödüllerini de belirli bir akılla kurgulamaya devam ediyor. Barbera'nın programcılık vizyonu, saf prestij festivalciliğine kaymadan sinematik ağırlığı koruma çabasının işareti. Bu yıl iki onur ödülü bu dengeyi zorluyor mu? Belki biraz. Ama Burstyn'in Gyllenhaal'ın filmiyle birleştirilmesi ve Clooney'nin Venedik ile otuz yıllık gerçek bağı, iki seçimi de savunulabilir kılıyor. Sadece ikisini aynı sene yapmak, festivalin takvim baskısına mı yoksa bilinçli bir seçime mi işaret ediyor — bunu Eylül'de program içinde değerlendireceğim.
Jüri başkanı Gyllenhaal'ın varlığı ayrı bir dinamik katıyor. Hem oyuncu hem yönetmen kimliğiyle bu koltuğa oturan, üstelik Monroe'ya adanmış bir kısa filmin içinde de yer alan Gyllenhaal, bu yılki Venedik'te yalnızca hakem değil, etkin bir katılımcı. Festivalin kendi içinde kurduğu bu içsellik — Barbera'nın tutumunu yansıtıyor: sinema insanları tarafından, sinema insanları için bir şenlik. Buna inanıyorum. Ama iki onur ödülünü aynı sepete koyarken bu inancı biraz daha dikkatli taşıması gerekirdi.